VURUN SANATA! (2)

Önceki gün "Vurun Sanata!" başlıklı yazım üzerine sadece sanatçılardan değil, okurlardan da tepkiler yağdı. "Ben bale izleyicisiyim, ben opera dinleyicisiyim… Bu kıyıma dur demek için ben ne yapabilirim, söyleyin…".

Hemen söyleyeyim: Elimde ne yazık ki verebileceğim bir reçete yok.

Her fırsatta tekrarladığım, "her gün, her an yaptığımız seçimler, nasıl bir dünya, nasıl bir toplumda yaşayacağımızı da belirler" sözü doğru ama fazlasıyla "genel"… Kestirmeden gidip, şöyle de diyebilirim: "Oylarınızla bu hükümeti devirin ki, bu ülke tümüyle iktidar güdümündeki sanata izin veren, gerisini yok sayan, çağdaş ve evrensel değerleri yok etme çabasındaki zihniyetten kurtulsun!".

Şu da var: Yandaş bile olsalar, tüm basın yayın ve iletişim araçlarına, milletvekillerine baskı yapkın, tepkinizi gösterin ki biraz da sanat konularının peşine düşsünler; kapatmak istedikleri sanat kurumlarının hesabını hükümetten sorsunlar!.

MÜZİK ŞEHVET UYANDIRIR MI?

Önceki gün Opera ve baleyi öne çıkarmıştım… Yeni yasa tasarısıyla tehdit altında olan sadece o değil:

Cumhurbaşkanlığı Devlet Senfoni Orkestrası! (Ki kökleri taa 1800’lere, Sultan 2. Mahmut’un kurdurduğu "Müzika-i Hümayun"a dayanır.) 6 Devlet Senfoni Orkestrası, 6 Devlet Opera ve Bale Birimi, 22 Devlet Tiyatrosu tehdit altındadır.

Ayrıca hani bu hükümet, tutucu özelliğiyle geleneklere bağlıydı, geleneksel olanı kolluyor, koruyordu ya!? Yerseniz!

Kültür Bakanlığına bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün de yeni yasa tasarısıyla ortadan kalkması söz konusudur. Bu müdürlüğe bağlı olan Devlet Klasik Türk Müziği Koroları, Devlet Türk Sanat Müziği Toplulukları, Devlet Türk Halk Müziği toplulukları , Devlet Halk Dansları toplulukları da topun ağzında!

Her şeyi ortadan kaldırıp yerine hiç bir şey koymayan tasarının gerisinde acaba kimi AKP’liler arasında yaygınlaşan bir slogan mı söz konusu diye merak ediyorum. O slogan neymiş diyecek olursanız… Şöyle: "Müzik şehvet uyandırır!". Benden yorum yok!.

DEVLET TİYATROLARININ GELECEĞİ

Özel Tiyatrolara destek yardımının nasıl ve hangi ölçütlerle dağıtıldığını gördükten sonra Devlet Tiyatroları’nın geleceği de beni daha çok kaygılandırır oldu.Özerk olmayan bir sanat konseyi ölümdür!

Tobav (Devlet Tiyatrosu, Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı) 50 bin imzalı bir dilekçeyle Kültür Bakanlığı’na baş vurdu. Bugüne dek uluslararası platformlarda devlete ait sanatsal kurumlarda yapılan düzenlemelerin, işleyiş biçimlerinin içinde olduklarını, yasa değişikliği çalışmalarına katılmak istediklerini belirttiler. Destek ve ortak çalışma önerisinde bulundular. Bildiğim kadarıyla hiç bir yanıt alamadılar.

Oysa uygar ülkelerde, sanata değer veren ülkelerde, bu gibi yasalar, düzenlemeler sadece sivil toplum kuruluşlarıyla değil, üniversiteler, konservatuarlar, meslek kuruluşlarıyla işbirliği halinde düzenlenir. Ama dedim ya: Uygar ülkelerde…

NOT. Sevgili Reha İsvan’ın, 12 Eylül faşizmi sırasında sürdürdüğü İnsanlık Onuru için mücadeleyi daha önce "Bir Ses" kitabımda dile getirmiştim. Reha İsvan bu yıl aramızdan ayrıldı. Bugün de ülkemde direnenler, onu daha yakından tanısınlar diye Metis Yayınları kitabımı "Direniş ve Umut: Reha İsvan" adıyla yeniden yayınladı. Duyurması benden.