YANDAŞ BASININ YAZMADIĞI VELİ KÜÇÜK

Ergenekon Tertibi’yle tutuklanan gazeteci Hikmet Çiçek’in yeni kitabı Ben Veli Küçük kitapçı raflarındaki yerini aldı. Çiçek gibi deneyimli bir gazetecinin Ergenekon Tertibi’nde adı en çok kullanılan ama hakkında çok az şey bilinen Veli Küçük gibi birisi hakkında kitap hazırlaması çok önemli. Çiçek hiç kimsenin yapmadığını yapmış ve Küçük hakkında kapsamlı bir araştırma kaleme almış. Bu esnada kimsenin ulaşamadığı Küçük ile uzun sohbetler yapmış, sorular sormuş, onu daha önceden tanıyan sanıkların anı ve gözlemlerini dinlemiş. Basında Küçük’ün aleyhinde çıkan haberleri tekrar okumuş, savunmasını gözden geçirmiş. Gerçekten de kitapta daha önce basında dillendirilmemiş birçok bilgi yer alıyor. Buna rağmen kitabın medyadan hak ettiği ilgiyi gördüğünü söylemek zor. Normalde büyük tartışma koparması gereken kitap ne yazık ki içinde bulunduğumuz anormal koşullar yüzünden bir suskunluk komplosuyla geçiştiriliyor.

Hikmet Çiçek, Ben Veli Küçük’te zor bir işe soyunuyor. Kitaptan da anlaşılacağı üzere Küçük konuşmayı pek sevmiyor. Çiçek ise bu zorluğu deneyimiyle aşmayı beceriyor. Eksiklikleri birikimiyle kapatıyor. Üstelik bütün bunları yaparken yaklaşık beş senedir birlikte yargılandığı Küçük’e karşı nesnel olmayı becerebiliyor. Veli Küçük üzerinden yapılan psikolojik savaşla mücadele ederken kendi farklılıklarını ve soru işaretlerini de belirtmekten geri kalmıyor. Söz konusu nesnelliğin Ben Veli Küçük kitabına derinlik kattığını söylemek gerekiyor.

İddialar ve gerçekler

Ergenekon Tertibi’nin başlamasıyla birlikte Veli Küçük isminin üzerinde çok duruldu. İddianamede Küçük’le ilgili iddialar o kadar çok ki, Hikmet Çiçek’in deyimiyle, insanın Türk Ceza Kanunu’ndaki tüm suçların Veli Küçük için yazıldığını zannetmesi mümkün. İddianamede ismi 1874 kez geçiyor. Buna göre Küçük hem Hizbullah’ı hem de PKK’yı kuruyor; yetmiyor DHKP-C’yi yönetiyor. Yurtdışından üç TIR dolusu altın getirtiyor, bırakın Türkiye’yi
Azerbaycan’da bile darbe düzenliyor.

Ergenekon Tertibi’yle birlikte büyük bir korku rejimi kurulmak isteniyor. Küçük, bu rejimin yeni öcüsü ilan ediliyor. Her taşın altında onun olduğu iddia ediliyor. Korku hafızaları tazeliyor; Murat Belge birden Küçük’ü 1972 yılında Ziverbey Köşkü’nde gördüğünü hatırlayıveriyor. Böylelikle Küçük’ün, iddianameye göre suç ortağı İlhan Selçuk’a işkence yaptığı “ortaya çıkıyor”.

İddialar bunlar. Çoğu iddianamenin mürekkebi kurumadan yalanlanıyor. Örnek çok. Yandaş basında önce büyük bir vaveylayla Küçük’ün Danıştay Saldırısı’nı gerçekleştiren Alpaslan Arslan ile birlikte çekilmiş fotoğrafı olduğu yazılıyor. Sonra fotoğraftaki gencin hiçbir şeyle alakası olmayan birisi olduğu anlaşılıyor ama bu haber medyada yer bulamıyor.

İddialar bunlar. Bir de gerçekler var. Örneğin Küçük 2004 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın elini sıkmayı reddediyor. Aynı AKP’nin Küçük’e 2002 yılında milletvekilliği teklif ettiği biliniyor. Milyonlarca doları, kamyonlar dolusu altını olduğu söylenilen Küçük’ün ve ailesinin mal varlığı didik didik ediliyor ama ortaya çıkan gerçek yandaş basının yazdıklarında hayli farklı. Tabii ki bu durum da hasır altı ediliyor.

Nesnel bir kaynak

Hikmet Çiçek yeni kitabında hakkında çok şey söylenen Veli Küçük’e nesnel ve soğukkanlı bir biçimde yaklaşıyor. Küçük üzerinden yürütülen psikolojik savaşa karşı dururken gerçeklerle iddiaları ayırıyor. Yandaş basında yaratılan Veli Küçük efsanesini yerle bir ediyor. Soru sorarken, yanıtlar arıyor. Kitabında meseleye eleştirel bakmayı beceriyor. Kimsenin yapamadığını beceriyor; okunması ve tartışılması gereken nesnel bir kaynak kaleme alıyor. Okurun bu kıymetli eserin kıymetini bilmesini dileriz.