NE OLURSA OLSUN…

Başbakan başı sıkıştığından, dikkatleri hep “faiz lobisine çekmeye çalışırken darbeyi faiz değil “Vaiz lobisi”nden yedi.

Son gelişmelerin Cemaat- Erdoğan çekişmesinin ürünü olmadığını söylemek için saftan da öte olmak gerek.

Daha yolsuzluk soruşturması bombası patlamadan önce, pazar günkü Cumhuriyet’in 9. sayfasında Çiğdem Toker’in Hazine müfettişi kökenli CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ile söyleşisi insanan dudaklarını uçuklatacak hususları içermekteydi.

Devletin harcamalarını TBMM adına denetlemek durumunda olan Sayıştay’ın nasıl görevini yapamadığını, bu konuda ne oyunlar döndüğünü, pazar günkü Cumhuriyet’in dokuzuncu sayfasında okuyabilirsiniz.

Hazine kökenli Aykut Erdoğdu acı gerçeği şu sözlerle açıklıyor:

-Hükümet ve Sayıştay artık ikisi birden var olamaz!

Yolsuzluklarla ilgili gözatlıların manşette olduğu gün, Yalçın Doğan, Hürriyet’teki köşesinde “Operasyonunun teknik kodu KİY “ başlıkla yazısına şöyle başlıyordu:

“Böyle bir değişiklik görmediniz. Ekleme çıkarma, doğrudan ve dolaylı değişiklikle Kamu İhale Yasası’na tam 164 kez (rakamla yüz altmış dört.A.S.) müdahale ediliyor”

***

Yukarıda sözünü ettiğim gerçekler, AKP’nin nasıl Cumhuriyet tarihinin en şaibeli iktidarını oluşturduğunu açıklıkla ortaya koyuyor.

Yine de çevirin sokaktan herhangi bir kişiyi ve sorun:

-Cemaat – Başbakan çatışması olmasaydı bu yolsuzluk soruşturması patlar mıydı?

Alacağınız cevabı hepimiz biliyoruz:

-Dalga mı geçiyorsun abi? Tabii ki olmazdı.

Peki şimdi bu yanıtın ışığında, ortalık süt limanken, hiçbir şeyin ortaya çıkmadığı, muhalefetin tüm çabalarının çoğunluğun,”kaldır parmak indir parmak” yöntemiyle akim bırakıldığı, ihaleye fesat karıştırmanın cezasının bile aynı yöntemle yedi yıldan bir yıla indirildiği gerçeği karşısında şu hükme varamaz mıyız:

-Meğer bu cemaat – iktidar iş birliği ne pislik üzerine oturtulmuş bir koalisyonmuş!

Koalisyon bozulmasaydı bir sürü pislik olduğu gibi sürecekti.

Tabii bu gerçeği böylece gördükten sonra şu yanlış kanaate varmamak gerek:

-İyi ki, Cemaat – İktidar çekişmesi var da, yolsuzluklar, pislikler ortaya çıkıyor.

Yolsuzlukları ortaya çıkarmanın hukuki yöntemleri bellidir.

Demokrasilerde bunun çalıştırılması gerek, yoksa siyasi çekişmeye alet olan hukuki soruşturmadan temiz toplum çıkmaz. Pislik, misliyle artarak sürer.

Başbakan’ın yolsuzluk soruşturmasını kendilerine karşı komplo olarak gösterip, yolsuzluğun hesabının sorulacağı adres olarak sandığı göstermesi de yanlıştır.

Sandıktaki siyasi hesaplaşma başka, kokuşmuşluğun yolsuzluğun hukuki soruşturması, kovuşturması başka şeylerdir.

***

Türkiye’yi biraz bilen, son on yılda neler olup bittiğini gören birine sorun:

-Ne olur bunun sonu?

Yanıt açıktır:

-Ne olacak iktidar elindeki güçle bunların üstünü örter, Başbakan olayın sorumlusu olarak, çeteleri yabancı odakları faiz lobisini gösterir olur biter!

Gerçekten de öyle olmuştur,İstanbul’da beş emniyet şube müdürünün yerine yenileri atanmış, görevli savcıların yanına iki savcı daha eklenerek, her şey denetim altına alınmaya çalışılmıştır.

-Peki yolsuzluğun adresi olarak sandığı gösteren Başbakan neye güveniyor?

-Neye olacak, elinde tuttuğu devlet erkini kullanarak soruşturmayı istediği tarafa yönlendireceğine, ardından da haksız saldırıların hedefi haline geldiklerini ileri sürerek, mağdur edebiyatına başvurmaya güveniyor bir kez daha.

-Kamuoyuna böyle şeyi yedirmek o kadar kolay mı?

-Vallahi elinde böyle bir medya olduğu sürece çok zor da değil.

-Peki şu ya da bu şekilde, bu kovuşturmadan adil bir sonuç çıkması, hukukun çerçevesi içinde yolsuzlukların üstüne gidilebilmesi imkanı hiç yok mu?

-Yani bu olayda her şey mümkündür, yalnızca yukarıdaki olasılık hariç.