ALTIN KURAL

Kafamda son günlerde hep şu dizeler:

Bu sofracık ki,efendiler iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor, bu milletin hayatıdır
Bu milletin ki,mustarip, bu milletin ki muhtazır
Fakat sakın çekinmeyin yiyin yutun hapır hapır
Yiyin efendiler yiyin , bu han-ı iştiha sizin
Doyunca tıksırınca çatlayıncaya kadar yiyin

Sonra da yakalanırsanız ‘uluslararası komplo var’ deyin.

Haksızlık etmeyelim. Ne ilk ne ikinci, ne beşinci kez düşüyor aklıma Tevfik Fikret’in “Han -ı İştiha” sı. Hemen belirteyim ki, şiirin yukarıya alınan bölümündeki son mısra Tevfik Fikret’in değil, çünkü o dönemde suçüstü yakalanıldığında, pişkinliğin bu kadarı kimsenin aklına gelemiyordu.

Türkiye’de hep, bir yağma dönemi izlenimi içinde yaşadım herkes gibi.

Rüşvetin de, yolsuzluğun da belgesi , genellikle olmadığı için, çoğu zaman iddialar havada asılı kaldı.

Genelde de yakalanma son derecede ender olan bir durum.

Yakalanmamak için altın kurallar var. Belge bırakmayacaksın, delilleri yok edeceksin, dilini tutacaksın, olur olmaz yerlere takılmayacaksın vb.

Bu altın kurallardan birini de, atalarımız şöyle dile getirmişlerdir.

“Su geçerken, at değiştirilmez”

***

Bu su geçerken at değiştirilmez vecizesine duruma göre ekler yapmak gerekiyor.

Mesele Ergun Göknel’in baş kahramanı olduğu İSKİ skandalında bu vecize şu şekle dönüşmüştü:

“Su geçerken at, rüşvet yerken avrat değiştirilmez”

Ergun Göknel bunu anlamadığından, rüşvet yerken, eşini boşayıp, yenisine gitmek istediğinden, her şeyi eline yüzüne bulaştırdı,eski karısının ihbarıyla hapsi boyladı.

Bunun gibi, yolsuzluk batağına batmışsan eğer, talan içindeysen bileceksin ki, yola beraber çıktığın ortağı tam bu anda değiştiremezsin, çünkü bilmelisin ki, su geçerken at, yolsuzluk yaparken ortak değiştirilmez” eline yüzüne bulaştırırsın herşeyi.

Şimdi bu kurala uyulmadığı için her şeyin aşikar olduğu söyleniyor ve iddia ediliyor ki, skandal ortaklık bozulduğu için patlak vermiştir.

Eğer öyle olmasaydı, her şey eskisi gibi devam edecekti.

Gerçi, yolsuzlukların ayyuka çıktığı dünya alemin dilindeydi, ama bunları yayınlamak da o kadar kolay olmuyordu.

Gerçi İhale Yasası kevgire döndürülmüştü, gerçi Sayıştay ağzı var dili yok, hiçbir şeyi denetleyemez, hiçbir şeyi söyleyemez hale dönüştürülmüştü.

Ama öyle bir tezgah kurulmuştu ki, dokunan yanıyordu.

***

Ortaklık aksamadan sürdükçe, her şey tıkırında gitti. Tezgaha çomak sokan, olaya dokunan yandı bitti.

Kuşku yok, hayır üzerine değil, şer üzerine kurulmuş bir ortaklıktı söz konusu olan.

İş bölümü ustaca kotarılmış, tezgah iyi düzenlenmişti.

Kabul etmek gerekir ki, şer ortaklığı pislik üzerine bina edilmiş bir koalisyondu.

Hapishaneler dolup taşıyor, insanlar, köşe başında vurulup indiriliyor, bunun adı da ileri demokrasi oluyordu.

Ama oyunun kuralına uyup, herkesin payını bilip, gerekeni, gerektiği yere verip, çarkı çevirdiğin sürece hiçbir şey olmamışcasına dönüyordu devran.

Ama şer ortaklığının esası, kendini güvenceye alma ilkesine dayanırdı.

Şer ortaklığında, ortak hem dayanak hem köstekti.

Şer ortaklığında, hem hayra karşı hem de şer ortağına karşı gardını almak zorundaydın.

Altın kuraldır bu.

Ergun Göknel su geçerken at, rüşvet yerken avrat değiştirilmeyeceği” altın kuralını bilmediğinden yandı.

Şimdi de , su geçerken at yolsuzluk yaparken ortak değiştirilmeyeceği altın kuralını bilmeyenlere geldi sıra.

Bakalım bu sefer kimler yanacak?