KORKU VE ECEL

Korkunun ecele faydası yok özdeyişi iktidardaki parti yöneticilerinin ruhsal durumlarına ve görünümlerine tam olarak uyuyor.

Erdoğan’ı Belediye Başkanlığından alındığı günlerde İstanbul Belediyesi önünde toplanan bir avuç kalabalığa konuşurken bir rastlantıyla dinlemiştim.

Bağıra çağıra meydan okuyordu.

Tuhafıma gitmişti ve yazmıştım da bu izlenimimi..

Bir kamu görevlisinin ya da hatta bir siyasetçinin değil; bir yerlerden güvence almış, sırtını bir yerlere dayamış, bir hedefe kilitlenmiş birinin, ölçü dışı bir konuşmasıydı bu.

O sırada, cezaevine gireceği için korkuyor muydu, sanmam.

Bunu şimdi çok daha iyi görebiliyoruz.

Aldığı güvencelerin kendisini çok daha yukarılara çıkaracağının, bir kaç ay sürecek cezaevi yaşantısının da oynamayı çok iyi becerdiği mazlum ve kahraman rolüne pek güzel bir altyapı kazandıracağının her halde bilincindeydi.

Sonra başbakan olarak hep bağırdı.

Partisini kökünden sallayan rüşvet operasyonu sonrasında da bir süre sustuktan sonra Konya’dan sesini yükseltti.

Fakat dikkatli bir kulak, bu bağırışın öncekilerden farkını, halka ve Tanrıya sığınıştaki çaresizlik tınısını, savurmaya devam ettiği tehditlerdeki geri çekiliş tonlarını ayrımsayabiliyor.

Dikkatli bir göz, yüzdeki kasılmaları, sararmaları gözlerdeki donuklaşmaları görebiliyor.

Başbakan korktuğunu, hem de fena halde korktuğunu artık gizleyemiyor.

Fakat, halk deyişinde pek güzel söylendiği gibi, korkunun ecele faydası yoktur…

***

Rüşvet operasyonunun kimlerce, hangi güçlerce başlatıldığının çok fazla önemi yok.

Burada bence asıl önemli olan, hırsızlığın, soygunun, yasa dışılığın açık seçik ortada oluşudur.

Bir cinayet işlendiğini ve onu kimin işlediğini ortaya çıkaranın kimliğinden daha önemli olan, bir cinayetin işlenmiş olduğunun ve kimlerce işlendiğinin öğrenilmesidir…

Daha da önemli olgu, Türkiye’de devletin(yasamanın, yürütmenin, yargının) büyük oranda artık Türkiye Cumhuriyetinin yasama, yürütme ve yargı organları değil, iki gerici güç arasında paylaşılmış bir devlet erki olduğu gerçeğidir…

Bu gerçekleri göz ardı ederek konuyu operasyonun hangi güçlerce başlatıldığı sorusuna yöneltmeye çalışmak, gerçeği saptırıp karatma çabasıdır…

AKP yönetiminin ve yandaş medyanın yapmaya çalıştığı da tam olarak budur….

“Rüşvet operasyonu”ndaki “operasyon” kavramının bile inanılmaz bir pervasızlık ve utanmazlıkla
yönü değiştirilerek kafalar karıştırılmak isteniyor…

Hükümet açıklamalarında ve hele yandaş medya yayınlarında, asıl operasyon sanki rüşvetçilere karşı yürütülen değil de ,bu operasyonu düzenleyenlere karşı yapılan bir operasyonmuş izlenimi yaratılmaya çalışılıyor…

AKP yönetimi ve başındaki kişi bir kez daha, kavramları ters yüz etmede, doğruyu eğri,eğriyi doğru göstermede inanılmaz “usta”lığını gösteriyor…

***

Fakat nereye kadar?..

Haziran Direnişi günlerindeki yazılarımda ve konuşmalarımda Tayyip Erdoğan’dan bir geri çekilme, uzlaştırıcı bir sağduyu davranışı beklemenin anlamsızlığına değinenlerden biriydim…

Aynı şeyi bir kez daha görüyoruz ve bu da söz konusu kişi bakımından tutarlı bir davranıştır…

Tayyip Erdoğan en başından beri çevresini koruyarak, hiçbir konuda hiçbir ödün vermeyerek bu günlere gelebilmiş bir kişidir.

Bu günden sonra da ondan farklı bir davranış beklemenin, teslimiyetçilikten başka bir anlamı olamaz.

Bu gün gelinen noktada tek fark, rüşvetin, hırsızlığın, çürümenin artık örtbas edilemez olduğu, halk insanlarının da artık her yerde bu gerçeği korkusuzca, çekincesizce, açıkça dile getirmeleridir…

Suçları gizlenemez olanlar ise korkularını da artık gizleyemiyor…

Özdeyişi yineleyecek olursak, korkunun ecele faydası yoktur…

Fakat bu kaçınılmaz sonu çabuklaştırmanın tek yolu, çarpışan iki gerici gücün dışında kalan herkesin, seyirci olmaktan çıkarak, her alanda, her platformda ve sadece lafta da kalmayarak, etkili, kararlı, sonuç alıcı bir savaşım vermesidir….