PARALANMA SIRASI…

Yalnız Türkiye’de değil, dünya tarihinde görülen en büyük tutarda yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun başından beri, perişanım desem, inanır mısınız ?

Bir kez, gündüzleri Türkiye’de n’oluyor, geceleri de ABD’nin gündüzlerinde n’oluyor diye izlemekten, gözlerimin altı uykusuzluktan mosmor ; sanki okyanusaşırı yolculuk yapıyormuş gibi « cetlak » dolaşıyorum.

İkincisi, ayakkabı kutularından çıkanlar karşısında duyduğum şaşkınlıktan küçük dilimi yutarken, az kaldı boğuluyordum.

Boğulmamak için aksıra tıksıra öksürürken –ki, bu aksıra tıksıra lafı da bir şeyler hatırlatıyor !!!- ters bir hareket yapmış olacağım ki, siyatik sinirim sıkıştı, topallamaya başladım. Etti mi size üçüncü bela?

Ayrıntılara girmiyorum ; sünnetim kısa kaldı, düğünde farz olmadı, akrabalarım altınları bozdurmuştu, sarraf parayı getirdi gibi ifadeleri dinlerken gülmekten ağrıyan çenem ve yaşaran gözlerim de cabası !

Uzun lafın kısası, devasa rüşveti elin oğlu yemiş, ceremesini sanki ben çeker gibiyim.

Ama en kötüsü, iç sesim. Durmadan, vırvır da vırvır, beynimi oyuyor iç sesim. Bir Rus fıkrası, sürekli aynı Rus fıkrası dönüyor kafamda…

Anlatıp da kurtulayım, bari !

***

Çiftliğin ambarını mesken tutan fare, bir gün çiftçinin kendisine kapan kurduğunu görür.

Hemen horoza gidip, heyecanlı ve endişeli bir sesle, durumu anlatır.

« Benim sorunum değil, » der horoz. « Ben zaten yakalanmam o kapana. Tuzak sana kurulmuş, başının çaresine bak ! »

Fare, panikler. Yeni yavrulamış koyuna koşar, soluk soluğa, « Çiftçi bana kapan kurdu koyun kardeş… » diye yakınır.

Koyun, « Bana ne ki ? » der. « Dikkatli ol, kapana yakalanma ! »

Farecik, ağlamaklıdır. Son bir umutla, öküzün yanına varır, içini döker.

Öküz de ilgisiz kalır. « Beni meşgul etme ! » diye payladığı fareyi, «Başının çaresine bak, » öğüdüyle savar.
Fare çaresiz ve üzgün, yuvasına döner.

Günlerden bir gün, çiftçinin fare için kurduğu kapana, bir yılan yakalanır. Zehirli mi zehirli türdendir. Çiftçinin oğlu kapanın yanından geçerken, yılan can havliyle oğlanın bacağını ısırır. Çocuk acıyla kıvranarak yere düşer, katılır kalır.

Çiftliğe doktor çağrılır. Muayene sonrası gereken ilaçları veren doktor, çıkıp giderken, « Horoz kesip suyuna çorba yapın, hastayı güçlendirir, » der.

Horozu kesip, çorba yaparlar.

Çiftlik evine o kadar çok « geçmiş olsun » ziyaretine gelen olur ki, çiftçi konukları ağırlamak için koyunun gözü gibi sevdiği kuzusunu keser. Kebap yapıp, ikram eder.

Ne var ki çiftçinin oğlununun sağlığı, gün geçtikçe kötüleşir. Sonunda ölür.

Çiftçi cenazeyi kaldırır ve bu kez, « başın sağolsun »a gelenleri ağırlamak için öküzü keser !

***

Arife tarif gerekmez, sevgili okurlarım. Horozların sonunu da gördünüz, kuzuların başına gelenleri de izliyorsunuz.

Ama sırada o öküz var ya, o öküz…

Ben öküzlerin akibetini, ezilmiş çimlere özgü bir vakarla bekliyorum !

Alkol yavaş yavaş öldürürmüş, aman ne iyi. Zaten acelemiz yok!
Georges Courteline

«G» NOKTASI

Has dostum, değerli meslektaşım Orhan Bursalı’yı 1980’li yılların yarısında tanıdım. O günden beri eğilmeyen, bükülmeyen iradesi ve son derece isabetli yorumlarıyla savunduğu dünya görüşünün arkasında « mıh » gibi duruşuna saygıyla tanık oldum.

Orhan Bursalı, « Hey Türkiye Nasılsın ? » başlıklı son kitabını, « Sayılar, olgular, yorumlarla bir ülke fotoğrafı… »
diye tanıtmış.

Doğru. Ülkemizin bugün nerede ve niçin orada olduğunu, dünya ölçeğinde bilimsel verilerle açıklayan bu kitap, sanki bir cep ansiklopedisi ! Her satırına kafa sallıyor ve her satırında yeni bir gerçeği kavrıyorsunuz. Üstelik bazı yorumlar, bazılarının da ezberini bozuyor :

« Karanlık odak, şimdi RTE ve AKP iktidarının bizzat kendisidir. Ülkede en büyük antidemokratik, demokrasi düşmanı iktidarla karşı karşıyayız.

Susurluk, 12 Eylül ve güncel yaşadıklarımızın hepsinin ardında AKP iktidarı bulunuyor. Hrant Dink cinayetinin ardında da…Dink’in sözde arkadaşları da, bu iktidarla ortaklık halindeler ve onlara diyorlar ki, bulsanıza katilleri…

Evet biraz daha zorlarsanız, katillerin devlet içindeki uzantılarından biri ikisini önünüze atarlar… Ama artık bütün bu zorbalık ve karanlık ve katiller sisteminin kontrolü iktidara geçmiştir.

Ergenekon ve diğerleri, demokratikleşme ve özgürlükler mücadelesi değildi, tam tersine, AKP4nin totaliterliğinin önündeki bütün odakları temizleme süreciydi. Ergenekon kararlarından demokrasi ve özgürlük çıkabileceğini sananların hepsi, bu yeni totaliter ve dinci faşist rejimin işbirlikçileri, samimi veya değil, kullandıkları aletlerdir…

Fikri Sağlar, Ergenekon yargıçlığından atılan Köksal Şengün, hiç bir karanlık çete ortaya çıkmadı, diyor.

Çıkmasını bekleyen mi vardı ? Sadece kontrolü el değiştirdi. Şimdi herkesin işi daha zor… Ama böyle rejimlerin günümüzde yıkılışları kaçınılmazdır da. Uzun zaman almaz, merak etmeyin…»*

*Alıntı : Hey Türkiye Nasılsın ? /Orhan Bursalı, Cumhuriyet Kitapları 2013