SİYASETİN TİTANİK’İ BATIYOR!

Adı artık Ayakkabı Kutusu Partisi (AKP) haline gelen AK Parti dikiş tutmaz hale büründü. Başbakan Tayyip Erdoğan en son konuşması olan Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuyla ilgili olarak şöyle dedi:

-Halk Bankası müdürünün evindeki kutularında bulunan paraları soruyorlar. Siz ne biliyorsunuz o kutulardaki paraların ne için olduğunu?

Açıkça “size ne?” dedi!

Böylelikle bir kez daha bu batağın içine balıklama daldı.

Zaten kamuoyunda böyle bir algı fazlasıyla vardı, iyice güçlendi.

Ama bu alandaki “öldürücü darbe” Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan geldi:

-İstifa edin benim elimi rahatlatın diye getirilen bir dayatmayı kabul etmiyorum!

Bayraktar’ın son vuruşu ise bitiriciydi:

-Her şeyi Başbakan’ın talimatıyla yaptım. Eğer istifa gerekiyorsa öncelikle Başbakan istifa etmelidir!

Bu çıkış Erdoğan’a ikinci “Gezi Yumruğu” oldu. Haziran’da kimsenin karşısına çıkamadığı “tartışılmaz” bir lider vardı. Bir avuç yürekli gencin Gezi Parkındaki çadırlı direnişi Erdoğan’a muz kabuğu etkisi yaptı. Küt diye düştü! 31 Mayıs-1 Haziran gecesi başlayan isyanın içinden gelen haykırış AKM’nin ön yüzünde dev bir pankart olmuştu:

“Kes Sesini Tayyip!”

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (sykp) tarafından asılan bu pankart Türkiye’nin içinden geçeni özetlemişti!

Erdoğan Bayraktar’ın istifası da AK Parti içinde bulunup da lidere karşı devamlı yutkunanların hissiyatlarını aksettirdi:

-Ne diyorsun sen? Her şeyi senin emrinle yaptım!

Hem bakanlıktan hem de milletvekilliğinden istifa etmesi uzun zamandır siyasette görmediğimiz bir tepki oldu. Geç kalmış olması, Başbakan tarafından “istenmişliği” ile birlikte bu da bir şeydir.

Hepsine birden genel toplam olarak baktığımızda Türkiye siyasetinin “istikrar markası” AKP’nin buzdağına çarptığı görülebiliyor:

-Siyasetin Titanik’i batıyor!

Çok yaşa twitter!

Gazetecilik zamanla yarışma işidir ya, onun için gazetecilerin çok hızlı olmaları gerekir. Ağabeylerimiz kısıtlı olanaklarını taçlandırmak için “gazetecilik bizim zamanımızdaydı” derler:

-Tramvayla habere giderdik!

Oysa gazetecilik her zaman “yarının mesleği” olageldi. Bugün ise bu alanın en fiyakalı bölümü sosyal medyaya ait… O kadar hızlı ki, bazen haberler bile ona yetişemiyor!

Kamuoyunu yönlendirenlere karşı bir tepki vermek için eskisi gibi gazete yöneticilerini ikna edip haber yapmaları için ricacı olmak gerekmiyor.

Alıyorsun eline akıllı telefonunu açıyorsun twitter hesabını ve çakıyorsun itirazını!

Mesela bir gün Nedim Şener’in eşi Vecide Şener twitter’dan büyük harflerle adeta çığlıklar atıyordu:

“YALAN…YALAN…YALAN!”

O sırada Başbakan Tayyip Erdoğan televizyonlardan canlı yayınla Nedim ve Ahmet Şık’ın gazetecilik faaliyetleri yüzünden tutuklanmadıklarını anlatıyordu 76 milyona!!!

Hayat Vecide’nin çığlığını doğruladı.

Sosyal medyanın bir özelliği daha var. Kanaat önderi olarak takdim edilen bir takım kişilerin (siyasetçi-akademisyen-köşe olmuş yazar-gazeteci-sanatçı) ipe sapa gelmez bilgisiz fikirlerine anında tepki vermek için ilaç gibi twitter!

Ayrıca harika gazetecilik için eşsiz bir alan yaratıyor. Gazeteciliğin de ilersine geçiyor. Gazeteciler yazı işlerinde “ne başlık atsak?” diye kıvranırlarken twitter’dan akıp geliyor başlık ve spotlar…

***

-Eskiden komik olaylar meydana gelince Aziz Nesinlik denilirdi. Şimdi? Zaytung Haberi gibi deniliyor. @zaytungtweet’a saygılar! (Ümit Yılmaz)

***

-Başbakan konuşurken gerçeklik algımı yitiriyorum! (Mehmet Bülbül)

***

-Hırsız var, polis gelmiyor! (M. Denim)

***

-İstanbul Savcılığı yeni bir operasyon için talimat verdi. Ama polis çıkış yapmadı henüz…

-Lahmacun söylemişler, gelince yiyip çıkacaklar!

***

-Somali Cumhurbaşkanın Marmaray açılışına neden davet edildiğini hala merak eden var mı? (E. Bolaç)

***

-Affedersiniz Rumlar demedi mi? Azınlıkları sayarken… (Birgül)

-Erdoğan Bayraktar ilkeli…

AKP’nin seçim şarkısına uygun davranıyor.

BERABER yürüdük yollarda,

BERABER istifa edelim yolsuzluklarda. (N.A)