ÇOCUK 13 YAŞINDA…

Pislikler ortaya saçılıyor…. Rüşvet, yolsuzluk, sahtekarlık, hırsızlık… Üstelik "Allah " diye diye! Üstelik "Ahlak" sözcüğünü dillerden düşürmeden! Bugüne dek milleti hep soyanlar vardı ama bunlar kadar soyanına hiç ama hiç rastlanmadığı kulaktan kulağa değil, açıktan açığa ilan edilir oldu; sağır sulatanlar duydu; kimi medya duymadı…

İçimden kusmak geliyor! Yandaş medya iki gündür sancılar içinde kıvranıp duruyor ! Beter olsunlar! Ne yana döneceklerini, hangi yılana sarılacaklarını bilmez oldular!

Şu anda aklım fikrim ne operasyonlarda, ne de kimin kime kaç milyon dolar rüşvet alıp verdiğinde! Başkalarının çocuklarını mahkeme kapılarında süründürürken, hiç çekinmeden, hapse, hücreye, ölüme, yokluğa, yoksulluğa yollarken, kendi çocuklarının servetlerine servet katanların istifa etmesini beklemek de biraz saflık olur galiba! Şu anda aklım fikrim, yüreğim ve vicdanın o çocukta, o çocuğun annesinde babasında.

Çocuk 13 yaşında… Annesi Jale Hanım’ı, Babası Tamer Bey’i, Cüneyt Özdemir’in 5N1K programında izledim. İzlememiş olanlar için anımsatayım:

Gezi Protestoları sırasında Çanakkale’de bir mitinge katılan ve yola "Hükümet İstifa", "Faşizme Ölüm" gibi sloganlar yazdığı gerekçesiyle yargılanan çocuk hakkında 2 yıldan 6 yıla hapis cezası isteniyor. Gerekçe "kamu malına zarar vermek"! 8. Sınıf öğrencisi. İlk kez böyle protestoya katılmış, ağabeylerin yazdığını görünce o da yazmak istemiş.

İstenen salt hapis cezası değil. Hepsi bu kadar değil. Yargılama sonucunda eğer ceza verilmezse bile, çocuğun ailesinden alınarak, bir yerleştirme yurdunda korumaya alınacak!

O programda babanın vakur çırpınışını görmeliydiniz! İzleyen tüm anne babalara sesleniyor , "bugün benim çocuğumun başına gelen yarın sizin çocuğunuzun başına gelebilir " diyor; "devletin başka işi gücü yok mu?" , "Bu nasıl demokrasi ?" diye sorguluyor ; bu hukuk cinayetine dikkati çekiyor; " tarih bunları affetmeyecek"; "çocuğumu ne hapse, ne yurda vermeyeceğim , bu böyle biline " diye isyan ediyordu.

Onu izlerken bir kez daha insanlık onurunun ayaklar altında ezildiğini hissettim.

Bu ülke 17 yaşında Erdal Eren’i, hapiste, kilitli kapılar ardında tutan, bir hafta içinde yargılayan ve yaşını büyütüp idam eden bir ülkeydi. Gezi protestolarından darbe teşebbüsü çıkarmaya çalışanlar 12 Eylül faşizmini aratmıyorlardı… Yine de hak hukuk herkese bir gün lazım olur derken …Pislikler ortaya saçılmaya başladı…

Kayıplarımız…

Osman Karaca, Babıali’nin çınarlarından biriydi. Ne mutlu bana ki onu yakından tanımak, sohbetinden yararlanmak, taa 70’lerin başında onunla çalışmak fırsatını buldum. O zamanlar ONK ajansı Cağaloğlu Yokuşunun başını tutmuştu. ONK sadece bir telif hakları ajansı değildi ayni zamanda birikimlerin buluşma yeriydi. Ayrıca, Vilayet’in önünde her protesto mitinginde başımız sıkıştığında, sığındığımız mekandı. Donanımlı, uygar bir İstanbul Beyefendisiydi Osman Karaca.

Eyüp İlyasoğlu, yazarımız , müzik eleştirmenimiz Evin İlyasoğlu’nun neredeyse yarım asırlık can yoldaşı, eşi… Aydınlık, çağdaş dünyamızın en başta gelen destekçisi , değerli bir dost… Tam tüm hastalıklara meydan okurken ve daha önceki gün bu meydan okuyuşun tadını çıkarıp, şakasını yaparken, aramızdan ayrılıverdi.

Kayıplarımız, ışık içinde uyuyacaklar. Ailelerine, tüm sevenlerine sabırlar dilerim.