“ÇOK ALAMETLER BELİRDİ VAKİT TAMAMDIR”

AKP Ergenekon Tertibi esnasında bol bol komplo teorilerine başvurmuştu. Hatırlayalım; önceleri ortaya bir Agarta lafı atıldı ama iddia o kadar saçmaydı ki kısa zaman içerisinde unutuldu. Arkasından Tuncay Güney diye bir meczup çıktı. Güney’in ipe sapa gelmez laflarıyla Ergenekon İddianamesi hazırlandı. Aydınlar, gazeteciler, politikacılar, askerler hapse atıldı. Bu esnada AKP komplo teorilerini arka arkaya sıralayarak İttihatçılardan Ergenekon’a bir örgütsel devamlılık kurguluyor; hapse attıklarının Sabetaycı, Yahudi ya da Ermeni olduğunu ileri sürüyordu.

Tuncay Güney’in ismi böyle bir dönemde parladı ama bir süre sonra tuhaflıklar başladı. Güney, kaçtığı Kanada’da önce Sabataycı kökenlerini keşfetti. Ardından Yahudi oldu; kesmedi hahamlığa soyundu. Yandaş medya da olan bitenin farkındaydı ama iddianame bu meczubun üzerine kurulduğu için ses çıkartmamayı tercih etti. Osman Yıldırım’dan sonra Ergenekon Davası’nın bu en muteber tanığının foyasının çıkmasını engelleyemediler. Tertipçilerin ellerindeki insan malzemesi buydu. Susmayı yeğlediler.

Dağarcıkta başka şey olmayınca

Ergenekon Tertibi AKP için önemliydi. Cumhuriyet Devrimi’ni tasfiye etmenin ve yeni bir rejim kurmanın önündeki engeller bu sayede temizlenmişti. Gericilik rahat bir nefes almış ve işlerin bundan sonra istediği gibi gideceğini düşünmeye başlamıştı. Büyük bir kibir ve küstahlıkla zaferin yakın olduğu ilan ediliyordu ama Haziran Ayaklanması bu hayali yerle bir etti. AKP’nin her türlü zorbalığa ve hukuksuzluğa rağmen Türkiye’ye boyun eğdiremediği ortaya çıktı.

Haziran Ayaklanması’nın ardından AKP en iyi bildiği işi yaptı. Komplo teorileri tekrar ortaya saçıldı. OTPOR’dan, faiz lobisinden, baronlardan bahsedildi. Kuruluşu ve ilişkileri itibarıyla emperyalist komplonun somutlaşmış hali sayılması gereken AKP uluslararası komplodan şikâyet etti durdu. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar gemi su alıyordu artık. Bu kez eski suç ortakları birbirine girdi ve Yolsuzluk Operasyonu başladı. AKP, dağarcığında başka bir şey olmadığından bu yeni duruma da bildiği tek yöntemle yanıt verdi; Fethullahçı çete Gezi Parkı’ndaki gençlerle ilişkilendirildi.

Yolsuzluklar ayan beyan ortadayken 17 Aralık, Haziran Ayaklanması’nın bir devamı gibi gösterilmeye çalışıldı.

Yeni bir yıldız doğuyor

Dağarcık ve senaryo belli ama ya tanıklar? Yandaş basın Haziran Ayaklanması’nı karalamak için hemen yeni yıldız arayışlarına girdi. Yeni yıldızın Tuncay Güney’den aşağı kalmaması gerekiyordu ve bu seviyenin altına inmenin kolay olmadığı ortadaydı. Sonunda zor olan başarıldı ve David Kazado isminde yeni bir yıldız yaratıldı.

Kazado işe Gezi Parkı’ndaki olayların Yahudi baronlar tarafından çıkarıldığını söyleyerek başladı. Daha sonra 17 Aralık’ta yaşananların uluslararası bir komplo olduğunu ileri sürdü. Faiz lobisinden dem vurdu. Uluslararası baronların yerli maşalarından bahsetti. Yandaş basın sürekli “Yahudiliği”ni vurguladığı Kazado’yu bir tür “komplo uzmanı” olarak gösterdi. Bu tuhaf durumun “Yahudi işadamı”nı rahatsız etmediği açık. Zaten ekrana çıkarken suratından eksik etmediği “yaramaz çocuk gülümsemesi” Kazado’nun bu türden işlere aşina olduğunu gösteriyor.

Gerçekten de Kazado’nun açtığı davalar ve ortaya attığı iddialarla gündeme gelmeyi sevdiği biliniyor. Buna rağmen pek tanınmamasının nedeni söz konusu işleri başka bir isimle yapması.

Kafanız mı karıştı? Biraz açalım. David Kazado bir Yahudi. İshak Alaton, Lüzumsuz Adam adlı nehir söyleşi kitabında Kazado’dan bahsediyor. Buna göre Kazado Alarko Holding adına Necmettin Erbakan bakanken dağıtılan ithalat lisanslarının takibini yapıyor. Herhalde işleri daha rahat takip etmek için olsa gerek, bu dönemde adını soyadını değiştiriyor ve Doğan Kasadolu kimliğiyle ortaya çıkıyor. Erbakan’ın çevresiyle yakınlık kuruyor. Kazado’nun kasayı doldurma süreci böyle başlıyor.

Ergenekon “mağduru”

Kazado ya da Kasadolu, tıpkı Tuncay Güney gibi, renkli bir şahıs. AKP’yi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı çok sevdiği anlaşılıyor. Bu yüzden her konuda yardım etmeye hazır bir görüntü veriyor. Desteği Haziran Ayaklanması’yla ve Yolsuzluk Operasyonu’yla sınırlı değil. Örneğin bir türlü gerçekleşmeyen Gazze Seferi’ne katılmak için bile başvurduğu biliniyor.

Kazado/Kasadolu AKP’ye Ergenekon meselesinde de yardımcı olmaya çalışıyor. Söylediklerine bakılırsa o bir “Ergenekon mağduru”. Bu yüzden davaya müdahil olmak, hatta tanıklık yapmak istiyor. Üzeyir Garih’in Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor. Yandaş basın Kasadolu’nun bu iddialarını önemsiyor. Hatta Oral Çalışlar hızını alamıyor konuyla ilgili İshak Alaton’un bilgisine başvurulmasını istiyor.

Kasadolu’nun Ergenekon ile tek tanışması bu değil. İddialarına göre işkadını Sema Cıngıllıoğlu da kendisini Veli Küçük ve “derin devlet” aracılığıyla tehdit ediyor. Kasadolu soluğu Ergenekon Mahkemesi’nde alıyor ve şikâyetçi oluyor.

Sonradan olma ve anadan doğma

Görüldüğü gibi David Kazado/Doğan Kasadolu ile Tuncay Güney aslında birbirlerine çok benziyor. İhtiyaç duyulduğu anda ortaya çıkıyor, tam da ihtiyaç duyulan şeyleri söylüyorlar. Tek farkları dinsel tercihlerinin sıralaması. Kazado Yahudiyken Müslüman oluyor; sonra piyasaya yeniden “Yahudi işadamı” olarak çıkıyor. Tuncay Güney ise önce Sabetaycı olduğunu keşfediyor, Kanada’da Yahudi oluyor. Yetmiyor bir de hahamlığa merak sarıyor. Her ikisinin de ileride ne yapacağını kestirmek güç ama belli olan bir şey var. AKP’nin ve Ergenekon Tertibi’ni yapanların bu türden bir insan malzemesini pek sevdikleri anlaşılıyor. Bütün stratejilerini Güney ve Kazado gibilerinin üzerine kuruyorlar.

Komplo teorileriyle ülke yönetmeye kalkanların kılavuzları bu türden isimler oluyor. Yetmiyor; başları her sıkıştığında bunlardan medet umuyorlar. Çöküşün yakın ve kaçınılmaz olduğunu gösteren bundan kuvvetli alamet olabilir mi?