ORTADA LEŞ VAR!

İstanbul’da başlayan adına da siyasi olarak “17 Aralık Süreci” denilen ama bildiğimiz “adi bir yolsuzluk” olayı boyutlanarak ilerliyor. Basite indirgemek için adi yolsuzluk demiyorum, bunu iktidara gelen bütün sağ siyasi organizasyonlar başarıyla birkaç kez yapıyorlar.

İş üstünde yakalandıklarında da büyük bir pişkinlikle diyorlar ki:

-Tüyü bitmemiş yetimin hakkınıııııı….

Şimdi de benzer bir tablo var ortada. İçinde idari ve mülki amirlerin, kamu yöneticilerinin, bakanların ve (kendisinin ifadesiyle) Başbakanın da bulunduğu bir operasyonlar dalgası hüküm sürüyor.

Hükümete yakın olanlar değişik isimlerle olaya politik-magazin katkılar yapıyorlar. Mesela bu operasyonun “eski dost” Fetullah Gülen Hoca ve onun çevresinde halkalanan Cemaati tarafından yürütüldüğünü söyleyip yazanlar:

-Dost-Modern Darbe yapılıyor diyorlar!

Hani 28 Şubat Sürecinde Erbakan Hocayı indirmek için yapılan operasyon vardı ya, “Post-Modern Darbe” diye adlandırılmıştı, ona gönderme yapıyorlar.

İsim güzel de “post” yerine kafiye uysun diye konulan “dost” yazınca, “Darbe” oluyor mu?

Post-Modern’de başında Necmettin Erbakan’ın bulunduğu Refah Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümeti (istifa yoluyla) düşürülmüştü! Yerine Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığında ANA-SOL-D diye tuhaf bir adı olan koalisyon kurulmuştu.

Arkasından da RP kapatılmış, yerine kurulan Fazilet Partisi’nin de tabelası indirilmişti!

Şimdi öyle mi?

Abartılı tahlilcilerin “darbe” tespitinden önce iş başında AKP vardı, yine AKP var.

Başbakan Tayyip Erdoğan idi, şimdi yine O’nun borusu ötüyor.

Bu ne biçim darbe böyle diye sorulmaz mı?

Gidenler mağdur ve sahici AKP’liler, gelenler ise mağrur ve darbeci AKP’liler!

Kim inanır ki, buna?

Bütün eveleme, gevelemeleri okuyup dinleyelim. Ama var olan durum değişmiyor ki:

-Ortada koca bir leş var!

Muammer Güler kendini cilaladı

Bizin daha çok İstanbul’a en fazla çile çektiren vali olarak hatırladığımız içişleri eski bakanı Muammer Güler görev devir teslimi sırasında “41 yıllık meslek hayatım kanunsuz hiçbir işe bulaşmadım” demiş.

Bu çok inandırıcı görünmüyor.

Parayı pulu kendisine bırakıyoruz. Bizim bildiğimiz çok ağır bir kanunsuzluğu var:

-Gazeteci Hrant Dink onun sorumlu olduğu İstanbul’da, onun sorumluluğundaki İstanbul Valiliğinde tehdit edildi, onun sorumluluğunda öldürüldü, onun sorumluluğunda yürütülen soruşturmalarda dosyalar karartıldı, gerçek katiller
yargıdan kaçırıldı!

Şimdi soruyoruz:

-Hrant Dink katliamı kanunlara uygun mudur?

Başlık: Rüşvetsiz vali hikâyesi!

Eski zamanlarda İstanbul Vali Yardımcısı olan bir zat-ı muhteremle Pazar Röportajı yapacaktım. Kendisi bir çıkar çatışmasında “temiz tarafta” görünüyordu. O zaman Milliyet Umur Talu’nun yönetiminde “Temiz Toplum” döneminde olduğundan “temiz gibi” görünen herkesi yakalıyor, sayfaları açıyorduk.

Vali Bey’le uzun konuşmanın ardından “size hiç rüşvet teklif edildi mi?” diye sordum. Gururla gülümseyerek dedi ki:
-Onlar kime rüşvet teklif edeceklerini iyi bilirler!

Doğrusu hoşuma gitmişti. İyi seçim yapmıştım! Fakat sonra Vali Bey, “bir keresinde Kaymakam iken” diye başlayıp tam 15 rüşvet teklifi aldığını ballandıra ballandıra anlatmasın mı?

En “sıkısı” ise İstanbul Vali Yardımcısı olduğu döneme rastlıyordu:

-O zamanlar kumarhaneler bana bağlı!

Aynen böyle söyledi. Valimiz “Kumarhaneleri denetleyen Emniyet birimlerini” kastediyordu. Bir gün odasına üç kişi giriyor. Kapıyı kapatıyorlar. Sonra “Bizler kumarhane sahipleriyiz” diyorlar:

-Kumarhanemizin bulunduğu köşedeki karakola rüşvet veriyoruz, bölgeyi denetler ekipler amirliğine veriyoruz, bağlı olduğumuz ilçe müdürlüğüne veriyoruz. Ama bizi kapatma yetkisi sizde, size hiç vermiyoruz!

Kumarbazlar Vali’nin makamında masasının üzerine o dönemde bir BMV alınacak parayı nakit olarak bırakıyorlar!

Temiz Vali ne yapar?

-Hemen polislerimi çağırdım, zabıt tutturdum, herkesi görevden aldım ve hepsini içeri tıktım!..

Ben böyle bir final bekliyordum. Ne safım değil mi?

Temizlik timsali valimiz, şöyle yapmıştı:

-Siz bu parayı alın, ne işiniz olursa bana gelin, ben hallederim!!!

Böyle dümenler çevirip hiç yakalanmamış olanlar kazandıkları özgüvenle karşılarına gelen herkesi “salak” zannetmeye başlıyorlardı!

Şimdi yaşadığımız skandalda da böyle olmuyor mu? İzahatlara bakın, bizi ne kadar
“salak” gördüklerini daha iyi anlarsınız.

(Not: Söz konusu kişinin röportaj bandı hala bende duruyor).