2014 ZOR OLACAK

Ben de isterdim, daha umut verici, keyiflendirici yazılar yazmayı. Ne var ki, nasıl perşembenin gelişi çarşambadan belliyse, 2014 ün encamı da 2013 ten belli.

2014 seçimler yılı olduğu kadar 2013 ün 17 aralık günü aşikar olmuş, devlet krizinin de etkilerinin sürmekte olduğu, daha da süreceği bir zaman birimi.

Devlet krizi, yolsuzluk, rüşvet ve yağmanın ötesinde boyutlara varmış durumda.

Aksi olsaydı, kolaydı. Yolsuzluklar ortaya dökülünce,sistemin çarkları işler, gereken yapılır, toplum göz önündeki olgulardan doğal sonuçları çıkarırdı.

Ama iş öyle değil.

Devletin bütün erkleri boğazına kadar batağa saplanmış konumda ve durumun düzelmesi için harekete geçirilmesi gereken mekanizma çalışmıyor.

Yasama, yargıyı istila etmiş güçler karşısında çaresiz. Yargı, kararlarının yürütme tarafından engellenmesiyle bloke edilmiş, yürütme devlette bir çeteleşme olduğunu iddia ediyor ve iltihaplanmayı temizleyip giderecek, ayaklar altına alınmış yargıyı bağımsız kılacak önlemleri arayacağına, bağımlığı ,lehine çevirmeye çalışıyor,
Kısacası devlet devleti yiyor bitiriyor, olan vatandaşa oluyor.

***

Devlet krizinin çözümü güç dengelerinin değişmesi yeni oluşumların belirmesiyle mümkün.

“İyi ya işte 2014 de bu değişime fırsat verebilecek seçimler yılı” denebilir.

Ama her şey o kadar basit değil.

Demokraside olgular kadar, hatta daha çok algılar önemli olduğundan, bugünkü Türkiye gibi had safhada kutuplaşmış toplumlarda, olgular ile algılar arasındaki makas çok açık olabildiğinden, 17 aralık skandalını seçmenin ne kadarının iktidardan yüz çevirecek biçimde algılayacağı hiç belli değildir.

Unutmamak gerekir ki, seçmen kavramında nicelik nitelikten bağımsızdır ve daha önemlidir.

Hiç kuşku yok ki, dehşetli yolsuzluk, seçmeni bir ölçüde etkileyecektir, ama tek başına bu skandala bel bağlandığı takdirde iktidarın uğrayacağı kayıplar sınırlı ve geçici olabilecektir.

Despotların yalnızca büyük yolsuzluk şoklarıyla değil, ama aynı zamanda halkın günlük yaşamını allak bullak eden ekonomik krizler yahut büyük bozgunlarla sonuçlanan dış maceralarla yıkıldığı bilinen gerçektir.

Türkiye’deki despotizmin de, büyük bir ekonomik kriz görmeden yıkılacağını sanmak gerçekçi olmaz.

O kriz de şimdi kapımızda.

Kriz konusunda da Erinç Yeldan’ın dünkü yazısındaki şu görüşüne katılmamak mümkün değil:

“Son iki hafta içerisinde döviz piyasalarında yaşanmış olan kayıplar aslında,Türk ekonomisinin son on yıldır biriktirdiği sorunlarının patlamasının sonucudur”.

***

Demek ki, siyaset sahnesi aktörlerinin aralarındaki güç dengesinin değişmesine yol açabilecek sandıksal oluşumlar, ekonomik gelişmelere bağlıdır.

Burada belirtilmesi gereken bir husus da, “Erdoğan gitsin de, nasıl giderse gitsin!” zihniyetinin tehlikeli bir yanlış olduğudur”.

Aslında Tayyibizm’in kurucusunun iç yüzünün ortaya tam olarak çıkması, onun on yıllık ekonomik politikasındaki yapısal bozukluklarının yaşandığı dönemde iktidarda bulunmasıyla mümkündür.

Yani tam bir çıkmaz ile karşı karşıyayız : Tayyip gitse bir türlü, gitmese bir türlü.

Devlet krizinin çözülmesi, siyasi sahnede yeni güçlerin etken olmasına bağlı. O da, yolsuzluklar konusunda oluşacak algıyla , ekonomik krizin boyutuyla yakından ilgili.

Varsayalım ki, böyle bir değişiklik oldu. O zaman da, devlet krizini çözecek, temelden değişikliklerle yargı bağımsızlığını sağlayacak olan yeni güç, Erdoğan’ın ağır ekonomik mirasını da devralmak zorunda kalacak.

Tabii bütün bu olasılıkların gerçekleşmesi de, rejimin kokuşmuşluğunun sandık oyununun kurallarının tümden çiğnenmesi boyutuna varmamasıyla mümkündür.

Devlet krizinin boyutu ise, bu konuda da ciddi kaygılar duymamızı haklı kılıyor.

Görülüyor ki, nereden bakılırsa bakılsın, 2014 zor, çok zor bir yıl olacak.