İLERİ DEMOKRASİNİN GERİ VİTESİ!

Adalet ve Kalkınma Partisi AKP, Aralık ayının ortasında kendisine yeni bir isim taktırdı: Ayakkabı Kutusu Partisi!

Buna neden olan şey Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük bir başarı örneği olarak takdim ettiği Halkbank’ın genel müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan ayakkabı kutularının içindeki kaynağı açıklanamayan 4.5 milyon dolar!

İş bununla da kalmadı. İçişleri eski bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış’ın (ne güzel bir ismi var) evinde bulunan kasalar ve para sayma makinesi ortaya çıktı. Baba-oğul arasındaki telefon konuşmaları da gazete sayfalarına yansıdı:

-Dikkat et dinliyorlar!

Bu uyarı da baba Güler’den…

Her babanın bir oğlu var. Hiçbiri “aman oğlum dikkatli ol” falan demiyor. Zaten baba-oğul konuşmalarının ağırlığını gizli saklı olmayan konular oluşturur:

-Oğlum anneni aramıyorsun çok üzülüyor.

-Ama baba?!.

Bu türden konuşmaların her tarafını dinleseler ne olur ki?

Türkiye’ye “ileri demokrasi” getirmek için yola çıkan AKP’nin vardığı yer en başta ona umut bağlayan iç ve dış çevreler için büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu.

Halbuki ne güzel bir teori oluşturulmuştu: Müslüman Demokratlar!

Hem Müslüman hem de demokrasiye inanan bir siyasi akım, ABD’yi de rahatlatacaktı! Dünyanın cehennemi olan Ortadoğu’da yeni bir lider peşine taktığı Batıya karşı “aşağılık kompleksinden” kıvranan ulusların ABD düşmanlığını kabul edilebilir çizgiye çekecekti! Bu yüzden AKP iyi bir projeydi. Lideri Tayyip Erdoğan da son derece başarılı “proje lideri” olarak parıltılı bir gelecek arzediyordu!

Tayyip Erdoğan son derece uysal, söz dinleyen bir profil veriyordu. Otomatik pilota bağlı uçaklar nasıl alanlara yumuşacık inişler yapıyorlarsa, Türkiye’nin sıkıntılı ekonomisi de aynı biçimde, çakılmadan başarılı iniş-kalkışlarla dünyanın sayılı istikrar noktası haline getirilmişti!

Ama Batının (ABD-AB) unuttukları bir şey vardı: Destek verdikleri lider bir Türk’tü! Bir süre sonra her şeyi kendisine bağlamaktan geri durmadı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçiliğinden “merkeze” geçtikleri bilgi notlarında şu satırlar yer almaya başladı:

“Erdoğan kendisinin seçilmiş(!) olduğunu düşünüyor!”

Buradaki “seçilmişlik”, seçim kazanmış anlamında değil de Tanrı tarafından özel olarak seçilip yer yüzüne gönderilmiş “ilahi” bir şahsiyet!

Wikileaks belgelerinden bu bilgiler sızdı biliyorsunuz… O yüzden “herkesin ağzına tükürürüm” özgüvenine kısa zamanda ulaştı. Mersin’de kendisine “Anamızı ağlattınız” diyen çiftçiye şöyle karşılık verebildi:

-Ananı da al git!

Bu anneye savrulmuş çok ağır bir küfürdür. Yarısını söylemiştir. Finalinde “sinkaf” da vardır!

Tanrının seçtiği ulu kişinin boyaları Gezi Parkı Direnişinde döküldü. Tıpkı bir padişah gibi “vurun kellesini” kıvamında nutuklar çekti. Cinayet işleyen, silahsız, savunmasın insanların gözlerini oyan polislere “destan yazdınız” diyebildi.

17 Aralık operasyonunda ise “İleri Demokrasi”nin cılkının çıktığı gösterildi. Dünyanın en ateşli bölgesi için “tasarlanan” lider basit dünyevi işlerin batağında eriyip gitmişti.

Özet çıkarmak gerekiyorsa; debriyaj pedalı olmayan sistemin şanzımanındaki dişliler birbirine girdi:

-Çünkü İleri Demokrasi(!) geri vitese geçti!

Hilmi Hacaloğlu çağırıyor: ‘Bünyamin için imza ver!’

Sizin hiç kardeşiniz esir düştü mü yad ellerde? Ya da eşiniz, evladınız?

Ben, Gürcistan Savaşı’nda üç gün Rusya topraklarında hapsedildim. Aileme haber ulaşmakta zorluk yaşadım.

Bugün, Suriye’de esir düşen gazeteci Bünyamin Aygün, benim kameraman arkadaşım Cumhur Çatkaya’yla yaşadıklarımın bin beterini yaşıyor. Çünkü bir devlet tarafından alıkonulmuyor, uluslararası hukuka tabi olmayan bir grubun elinde. Yani can güvenliği yok, pazarlıklar nasıl sürüyor onu bile bilemiyoruz. Bir empati kurun ve Bünyamin Aygün’ün serbest bırakılması için başlattığım bu imza kampanyasına destek verin.

Zordur gazetecilik. Siz hep gösterişli kısımlarını görürsünüz. Ama sizin gördüğünüz şaşalı dünyanın arkasında görünmez kahramanlar vardır. Gerçek haberin peşinde koşarlar. Kendi kamuoyunu bilgilendirmek için kılı kırk yarar, gözünü budaktan esirgemezler. İşte Bünyamin Aygün onlardan biridir. Ait olduğu toprakların insanı dolaylı yoldan haber almasın, ilk elden benim tanıklığımla bilgilensin, benim gözümden gerçekleri öğrensin diye bugün Suriye’de ve tutsaktır. Onun cesaretine ve meslek aşkına kayıtsız kalmayın ve bu metne imzanızı atın.

Dost kara günde belli olur derler. Biz gazeteciler mesleki dayanışmamızdan ötürü, uzun süredir sessiz kaldık. Çünkü pazarlıkları olumsuz etkilemek istemiyorduk. Onun bir tek kılına zarar gelmesin diye hareketsiz kaldık. Ama artık vicdanımız sızlıyor, uykularımız bölünüyor, yüreğimiz dayanmıyor. Bir an evvel Bünyamin ailesine ve sevdiklerine kavuşsun istiyoruz.

O yüzden ben gazeteci arkadaşlarım adına bu kampanyayı başlattım. Biliyorum gündem çok yoğun, ama bugün sahip çıkmazsak, Bünyamin’in evinden ayrı kaldığı günlere bir yenisi daha eklenecek. Bünyamin’e sahip çıkmak için hemen şimdi imza atmanızı ve kampanyayı olabildiğince çok kişiyle paylaşmanızı rica ediyorum.

Selamlar,

Ahmet Hilmi Hacaloğlu, Gazeteci

Not: Kampanyaya hızlı ulaşım linki: BunyaminAygunSerbestBirakilsin.