AYAKLARIN KÜÇÜKBAŞI

Küçükbaşıyla düşünen erkeğin büyükbaşını meşgul eden en büyük sorunsalın, küçükbaşının büyüklüğü olduğunu, artık biliyorsunuz. Hele böyle bir erkek, toplumsal yaşamda, herhangi bir başıyla kendisine “Büyük Adam” dedirtiyorsa… Sorun kişisel olmaktan çıkıp, dünya için de vahim sonuçlar doğurabiliyor.

Örneğin eski Amerikan başkanlarından Lyndon Johnson’un boyunu posunu pek beğendiği küçükbaşıyla kurduğu diyalog, adeta ABD’nin dünya ile sürdürdüğü “düzeyli ilişkinin” resimli tarifi olabilir!

Robert A.Caro’nun yazdığı “The Years of Lyndon Johnson” başlıklı belgesele bakılırsa, Johnson’un büyükbaşı, epeyce büyük küçükbaşından “Jumbo” diye söz eder, hatta çıkarıp göstermek için hiç bir fırsatı kaçırmazmış.

Öylesine gururluymuş ki Jumbo’sundan, devlet işlerini duş alırken görmeye bayılır;
kurmaylarını Beyaz Saray’ın oval ofisinde değil de banyoda toplar ve duştan anadan doğma çıkarken küçükbaşını şefkatle okşayıp: “Bakalım bu gece kimin sırasııııııııı? Yaşlı Jumbo’ya biraz jimnastik yaptırmam gerek!” dermiş, iyi mi?

***

Ama daha vahimi de var. Bir basın toplantısında, gazetecilerin Vietnam savaşını niçin sürdürdüğüne ilişkin ısrarlı sorularından sıkılan Johnson, pantalonunun fermuarını şrak diye indirip küçükbaşını trak diye masaya koymuş ve: “İşte bunun için!” demekle yetinmiş.

Tom Hickman, “Tanrı’nın Zamazingosu” araştırmasında aktardığı bu anekdotu, “Kuşkusuz Johnson, küçükbaşının başlıbaşına bir hatip olup kendisinden daha veciz konuştuğunu düşünüyordu,” diye açıklıyor.

Olabilir.

Ama siz de bilirsiniz, erkekler arasında sessiz, suskun, çekingen büyükbaşlar da vardır.

Hatta kimileri, küçükbaşını ya gösteremeyecek ya da övünemeyecek kadar utangaçtır.

Onların da bir biçimde “gibi” yapması gerekir, değil mi?

İşte tarihte bunların imdadına, ayakkabılar yetişmiştir.

***

Batı ülkelerdeki popüler kültüre, “ayağa göre küçükbaş” orantısıyla yansıyan yanlış kıyaslama, aslında çağdaş değil. En azından Ortaçağ, belki daha eskilere uzanan bir halk inancına dayanıyor. Ama yanlış manlış, bu yaygın inanç 14.Yüzyıl’da, Polonya’dan gelen gayet sakil bir papuç modasıyla Avrupa’ya yayılıyor ve mahçup erkeklere, göstermeye utandıkları küçükbaşları yerine, ister inanın ister inanmayın, ayaklarını “büyükmüş gibi” göstermek fırsatını sunuyor.

Hani Robin Hood türü tarihsel filmlerde, erkekler ucu upuzun, sivri ve rengarenk, gülünç çarıklar giyerler ya? İşte bu papuçlar, o çarıklar…

Küçükbaşıyla düşünen büyükbaşlar, 1300’lü yıllardan 1400’lere kadar çarıklarının uzunluğuyla yarışırlarmış. Bazısı 75 cm.’yi bulan çarık uçlarını yünle doldurur, sokak başlarında erketeye yatıp gelen geçen kadınları, “büyük” ayaklarını sallayarak baştan çıkarmaya çalışırlarmış!

***

Kiliseyi elbette ki öfkeden çıldırtan “uzun çarık” modası öyle çığrından çıkmış ki, 1368 yılında Fransa’da Kral Beşinci Charles tarafından yasaklanmış. Çılgınlığa daha hoşgörülü İngiltere’de yüzyıl daha sürmesine karşın, 1482 yılında Kral Dördüncü Edward da bir “papuç sünneti” ilan etmek zorunda kalmış. Soyluların çarık uzunluğu 60 cm, ahalininki 30 cm., aşağı tabakadan halkınki de 15 cm. ile sınırlandıktan sonra ; zavallı küçükbaşların zaten yürümekte epeyce zorluk çektiği bu garip moda da yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuş.

Ne var ki günümüz magandalarının gururla sergilediği uzun burunlu, sivri uçlu, acaip ayakkabılar, işte bu çarıkların akrabası…

Baş olan ayaklar ise, iktidar şehvetini artık yün doldurulmuş çarıklarda değil, dolar dolu ayakkabı kutularında taşıyorlar !

İktidarın doğasında cürüm vardır.
Marquis De Sade

“G” NOKTASI

Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel’in, TSK’na kurulan kumpas hakkında beş yıl süren tereddütleri, suskunluğu, gecikmiş teşhisi ve şimdi İngilizlerin “good morning after supper” diyeceği türden hukuk arayışı, bana nedense eskilerden bir genel kurmay başkanını, Doğan Güreş’i anımsattı.

Tansu Çiller’in başbakan ve basının özgür olduğu yıllarda, Org. Doğan Güreş’e “Tak Şak Paşa” denilirdi. Çünkü Başbakan Çiller “tak” deyince, Genel Kurmay Başkanı Güreş de “şak” diye yapmakla ünlenmişti.

İleri demokrat Necdet Özel, “tak” deyince “şak” yapmıyor. Öyle acul biri değil.

Başbakan bekliyor, Özel Paşa bekliyor. Başbakan hukuksuz yargıya beş yıl sahip çıkıyor.

Özel Paşa TSK’ne kurulan yargı kumpasına beş yıl sessiz kalıyor. Ne zaman ki aynı yargı Başbakan’ın nasırına basıyor, Genel Kurmay Başkanlığı Adli müşavirliği nihayet harekete geçip, TSK’na kurulan kumpasla ilgili suç duyurusunda bulunuyor.

Oysa düzmece kanıtlarla 5 yıldır hapis yatırılan Türkiye’nin en başarılı, en onurlu askerlerini tam da bu yargı kumpasına dayanarak tasfiye eden YAŞ kararlarının altında, Necdet Özel’in yaş imzası var!

TSK’nın nihayet “yaş imza”lı bir başı var.