FUTBOL VE SİYASET

Yıllar önce, yine bir seçim ortamının ön seçimler aşamasında, Saraçhanebaşı’ndaki Reşat Nuri salonunda, Amerikalı yazar Sam Shepard’ın bir oyununu izliyorduk.

Perde arasında, fuayede, Necdet Uğur ile eşine rastladım.

Aday adayı olan Necdet Bey pek şansı olmadığını söyledi. Üstelik bu durumu normal karşılıyor,”rakibim daha çok alan çalışması yaptı, doğrusu onun kazanması”, diyordu.

Soğukkanlı, derinliği olan hakşinas, tipik Necdet Uğur tavrı.

Ön seçimin döneminde delegelerle olacağı yerde, tiyatroda ne arıyordu, diye düşünüyordum ki, kafamdan geçenleri okumuş gibi lafa girdi:

-Böyle bir günde seçmenlerle olacağım yerde tiyatroda olmama şaşırmış olabilirsin.

Kısa bir es verdi ve kendi sorusuna yanıtı yapıştırdı:

-Ama bu olmazsa, politika da adam gibi yapılamaz.

Ciddi, dürüst, etkili, başarılı bir siyasetçi olan Necdet Bey yaşamın her alanıyla ilgiliydi. Sinema, tiyatro sanatın her dalı, futbol, dost meclisi sohbetleri, sosyal olaylar ilgi alanı dışında kalmazdı.

Müdavimlerinden olduğu “Nadir Bey’in perşembe yemekleri”nden birinde, Cumhuriyet’te yeni başlamış olduğum, futbol yazılarımı izlediğini, konuyu kesinlikle küçümsememem gerektiğini söyleyerek, futbolun toplumsal yaşamımızdaki yerini ve üç büyüklerin konumunu irdelemişti.

***

Değerli aydın ve politikacı Necdet Uğur’u bir kez daha hatırlamama neden olan olay, ligin ilk yarısının son haftasında, oynanan Fenerbahçe – Kayseri maçında Şükrü Saracoğlu stadının tribünlerini kaplayan iktidar aleyhinde tezahüratı ve buna karşı Rıdvan Dilmen’in yazdığı,Erdoğan’ı öven, çok tepki alan yazısı oldu.

Hemen belirteyim, iktidar karşıtı tezahürat sansürlendiğinden maçı izlerken, duyamadım.
Maşallah yalnız TMSF ‘nin elinde bulunan lig tv. değil,kanallarmızın çoğunluğu, anti- Erdoğan olan her şeyi sansürlemekte öylesine mezbuhane bir gayret içindeler ki!Aslında, bir statta benim tanık olduğum ilk iktidar karşıtı gösteri 15 ocak 2010 daTTArena Ali Sami Yen Spor kompleksinin açılışı sırasında, Erdoğan Bayraktar ile Tayyip Erdoğan’ın yuhalanması olmuştu.

Ondan sonra bu gösteriler arttı, Stadyumlardan, tiyatro ve konser salonlarına parklara sıçradı ve o hale geldi ki, ülkenin yarısının oyunu aldığını ileri sürerek,herkesi hizaya getirmeye çalışan Tayyip Bey, bir futbol ya da basket maçına veya bir tiyatroya gidemez oldu.

Ülkenin yarısının oyunu aldığını ileri süren, Başbakan’ı stadyumlar, salonlar kusuyordu.
Bu durumda Başbakan’ın toplumu bunca germesinin şimdi bedelini ödemekte olduğunu, söylemek mümkün, ama ben olaya böyle bakmıyor, üzülüyorum.

***

Gerçekten de toplumun bu kadar politize olması, (politizasyon ile politik bilinç aynı şeyler değil) kutuplaşması, her yeri günlük siyasetin alanı haline soktu, şöyle durup dinlenecek, soluklanacak, kuşlara çiçeklere, sanat eserlerine, spora ayıracak dikkatimiz ve vaktimiz kalmadı.

Oysa politika, hayatımızın, tümünü etkilemesine rağmen yine yaşamın tümü değil.

Toplumların gelişmişlik düzeyinin göstergelerinden biri de, sanata spor temaşasına, doğaya, politika dışı konulara ayırdıkları zaman olsa gerek. Yaşamın ve de politikanın kalitesi biraz da, bununla bağlantılı galiba.

Ayrı, hatta karşıt siyasi görüşlerden insanların stadyumlarda tiyatro konser salonlarında bir araya gelebilmeleri, bu yıkıcı kahredici gerginliği bir nebzecik olsun azaltmada rol oynar.

Olaya bu açıdan yaklaşınca,Erdoğan’ı Türkiye’nin demokrasisi, hatta birlik ve beraberliği açısından zararlı bulmama rağmen, statlardaki anti – Tayyip gösterilerden rahatsız olduğumu, eski siyasetsiz futbol günlerini özlediğimi söylemek isterim. Bunun depolitize bir toplum özlemi olmadığını belirtmeye gerek yok sanırım.