BUNUN ADI “YÖNETMEK”!

-Adamlar işi biliyorlar, azizim!

-Yolsuzlukları var, laikliği çiğniyorlar ama doğrusu yönetiyorlar

-Valla değiştirelim desen alternatifi yok ki!

-Şu son on yılda yaptıklarına bir bak da söyle kim gelse daha iyisini yapacak?

Yıllarca, gerçekle zerrece ilgisi olmayan, bu laflarla uyutulduk.

AKP 11 yıllık iktidarında Türkiye’yi her bakımdan çıkmaza atmış bulunuyor.

Sonra da bunun adı “yönetmek” oluyor.

Herkes bunlardan iyi yönetir.

Şöyle bir bakalım 11 yılda Türkiye nereden nereye geldi:

Görece demokratik bir rejimden Tayyibizm despotizmine kaydı.

Cumhuriyet’in laik temelleri dinamitlendi.

Okullarında ( Amasya Mehmet Paşa Ortakokulu) öğretmenlerin yaptırım ile karşılaşmaksızın ” bir Suni Alevi ile evlenirse cezası 140 kırbaçtır , çocuk yaparsa ölüm” diyebileceği bir duruma düştü.

Eğitim düzeyi sıralamasında OECD ülkeleri arasında son sırada kaldı.

Temiz Türkiye vaadiyle geldi, ama 2001 krizi sırasında Kemal Derviş tarafından , “kamu alımlarında açıklık, rekabet ve eşit muameleyi esas alan uygulamayı sağlamak” amacıyla getirilmiş olan Kamu İhale Kurumunu işlevsizleştirdi.

***

Kamu İhale Kurumunu’nun Kamu İhale Yasası’nın istisna maddesi onlarca kez değiştirilerek işlevsizleştirilmesi o boyuta vardı ki, kamu harcamalarının yarıya yakını,( % 44) yasanın kapsamı dışında yapılır oldu.

Yasa ile getirilmesi amaçlanan şeffaflık .eşitlik rekabet hususlar bir yana bırakıldı bütün yetkiler Tayyip Erdoğan’ın elinde toplandı. Büyük skandalın patlak vermesi üzerine istifası istenen eski TOKİ Başkanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yaptığı bütün tasarruflardan aynı zamanda sorumlu olan Erdoğan’ın da istifa etmesi gerektiğini söylerken, bu hususu kastediyordu.

17 aralık 2013 yolsuzluk depremi ile sarsıldığı sırada 11 yıldır AKP yönetimi altında bulunan Türkiye hapishanelerinde en fazla gazeteci bulunan, bedava eğitim isteyen öğrencilerinin, terör örgütü üyeliğiyle suçlanıp, aylarca tutuklu olarak içeride tutuldukları bir ülke konumundaydı.

Aynı zaman süresi içinde, işbaşına gelirken Türkiye’yi AB’ye taşıma vaadinde bulunan AKP döneminde Türkiye – AB ilişkileri hiç olmadığı kadar bozulmuştu.

Bir zamanlar komşularıyla sıfır sorun sloganına sarılmış olan Türkiye Tayyip Bey’in bölge liderliği rüyaları yüzünden, Suriye iç savaşına batmış, Irak ile ilişkileri dibe vurmuş, Mısır ile ilişkileri kesilmiş, İsrail ile ilişkileri bozulmuş, ABD ile bölge konusunda ters düşmüş bir ülke konuma gelmiştir.

***

Bu süre içinde Türkiye’nin hapishaneleri siyasi mahkumlarla dolmuş, devletin tabelalalarından TC ibaresinin kaldırılırken, ülkenin bir kısım toprakları üzerinde egemenlik fiilen el değiştirmiş, Türkiye Cumhuriyeti sınırlar içinde kimi bölgelerde, devletin askerine ,memuruna esnaf mal ve yiyecek satmaz olmuştur.

SilahlıKuvvetler bu süre içinde tasfiye edilmiş, komutanı terör örgütü başkanlığı suçlamasıyla müebbet hapse mahkum olmuştur.

Bütün bunlar olurken, Türkiye’nin, sıcak dövize endeksli ithalat, inşaat kent rantına dayalı ekonomisinin büyüme hızı önceki dönemlerin üstüne çıkamamıştır.

Bu dönem içinde 2002 de 626 milyar dolar olan cari açık 2013 ekim sonu itibariyle 60,9 milyar dolara ulaşmıştır.

Türkiye’nin 2002 de 129.6 milyar dolar olan dış borcu ise eylül 2013 itibariyle 372.7 milyar dolara ulaşmıştır.

İşte 10 yılı aşan AKP İktidarının bilançosu: Çığ gibi büyüyen dış borçlar, dev boyutlara ulaşmış cari açık, çiğnenmiş bir demokrasi, ayaklar altına alınmış hukuk, çetelerin eline düştüğü iktidar tarafından söylenen bir yargı, boğazına kadar yolsuzluğa batmış bir yönetim, iflas etmiş bir dış politika.

Sonra da bunun adına “yönetim” diyorlar.