YAŞ SEKSEN DÖRT

Sevgili,

9 ocak perşembe akşamı, bir kısım cumhuriyet yazarı arkadaş ile Kadıköy’ün ender kalmış eski köşklerinden birinde açılmış olan Saklı Köşk Restaurant’ta geçirdiğimiz çok güzel gecede Erdal Atabek ve eşi Huri Atabek de vardı.

Erdal Atabek ile 1982- 1986 tarihlerinde 38 ay birlikte olduğum süre içinde onun doktorluktan yazarlığa geçiş sürecini de yaşadım.

O bize 12 eylülün kazandırdığı bir yazardır.

Bunu söylerken, eğer 12 eylül olmasaydı Erdal Atabek yazar olamazdı demek istemiyorum.

Tabii ki, yazarlık onun içinde vardı. Ama hapishane sayesinde o içindeki yazarın farkına vardı.

Böyledir benim memleketim, baskısıyla zulmüyle yazarlar oluşturup, bize armağan eder, hem de sahici, yazarın hası yazarlar…

Şimdi istersen gel, Erdal Atabek’in, Sağmalcılar Hapishanesi’ni anlatan İnsan Sıcağı adlı yapıtından “Görülmüştür”ünün bir bölümüne birlikte göz atalım:

***

“Mektubun üstünde bir kaşe vardır:’Görülmüştür’. Mektubun ‘görülmüştür’
Mektubun açıp bakılmıştır. Sana gönderilen acılar,özlemler, sevgiler ‘görülmüştür’.Bembeyaz kağıtları yakan ateşler, dalından koparılmış bir çiçeğin soluşu gibi,rengini yitiren yaşam, birbirinden ayrı düşmenin burukluğu ‘görülmüştür’. Her şeye her şeye karşın,buğusu azalmayan sevgiler, çocukların kargacık burgacık yazılarıyla acemi çiçek resimleriyle uzattıkları büyük yürekleri görülmüştür.

Öğleden sonra mektupçu Zeki beyin önemli saatleri başlar. Ara sıra kendine kayan gözlerin farkında değilmiş gibi davranır Zeki bey. Hep ortalarda gezinir. Çay içer, sağa sola laf atar. Sonunda birisi dayanamaz:

-Hadi yahu.Sen niye buralardasın? Gidip şu mektupları alsana.

Zeki bey yanıtlar:

-Tamam kardeşim . Daha gelmemiştir. Gideriz. Hem sen nereden biliyorsun sana mektup geldiğini?Belki gelmemiştir.

-Bana mektup getirmedin mi hiç gelme buralara…

Bu söze katılanlar olur. Zeki bey eğer onlara mektup getirmezse koğuşa hiç gelmesin daha iyidir.

Mektup saatlerinin olağan peşrevini Zeki bey hep aynı şekilde kapatır:

-Ben ne yapayım kardeşim yazarlarsa gelir. Yazan yoksa söyle de ben yazayım sana.

Lafın doğrusu budur. Yazarlarsa gelir. Gelmiyorsa yazmıyorlar demektir. Canım, sen de dışarıda olsaydın her gün hapishaneye mektup yazmazdın ya.

(Doğrular hapishanede neden daha acı oluyor ki?)

Zeki bey bütün bloğun mektuplarını alıyor. Postaneden gelen mektuplar görevli gardiyan tarafından Zeki beye veriliyor. O da koğuş ,koğuş dağıtıp,kendi koğuşuna mektuplarla gelir.

Zeki bey ufak tefek çelebi bir zat. Devlet kurumlarından birinde çalışırken bir kaçakçılık olayına karışmış yatıyor.

Mektup saatleri Zeki beyin önemli saatleri. O da durumun farkında. Mektupları getirirken başka bir Zeki bey gelir. Mektupları ödül verir gibi uzatır. Ufak şakalar eklemeyi unutmaz.

Mektupları dağıtıp bitirince kenarda umudunu kesmiş, bekleyen birisine “sahi senin mektubun buradaydı unuttum”diye iç cebinden çıkardığı mektubu verir. Mektup getirdiğinde gerçekten sevinir Zeki bey.Mektubu çıkmayanlara “senin mektubunu yarın getireceğim der.

(Sen “bugün yazamadım canım, yarın ilk işim sana yazmak olsun” der misin acaba?)
Zeki bey mektup alır mı almaz mı, kimse bilmez. Merak edildiğini de sanmam. Ah insanoğlu. Kendiyle başlayıp, kendiyle biten insanoğlu.

(Bir gün sonra ben sordum:’ Sen hepimize mektup getiriyorsun da Zeki bey , peki sen mektup alıyor musun?’ dedim. Duyarlı bir adam , bir an duraladı. ‘alırım ya ben de mektup alırım.Nereden geldi aklınıza hocam?Hay Alllah’….

***

Bugün Erdal Atabek’ten ve Sait Faik’i andıran yukarıdaki öyküsünden söz etmemin nedeni o gece , dün itibariyle 84 yaşına girdiğini karısı, dostum Huri’den öğrenmem.

Birinin 84 yaşına, girmesi, ne kadar önemli olursa olsun tek başına bir haber değil.

Ama o yaşa sanki yaşı yokmuşcasına bir canlılıkla heyecanla girmek, çevresine de bulaşan bir enerjiyi, iyimserliği saçmak, işte o haber.

Doğrusu yaşam sevincinin bulaşıcı olması ne güzel.

Perşembe akşamından hepimizin bu kadar keyif almasının nedeni biraz da Erdal Atabek’in bu bulaşıcı, solmak bilmeyen pırıl pırıl yaşam sevinciydi.

Sevincini, yaşsız gençliğini soldurmadan daha çok yaşa Erdal Atabek emi!…