YOLSUZLUK EKONOMİSİ…

17 aralıktan beri süren rüşvet ve yolsuzluk operasyonu 12 yıllık KP iktidarının elindeki en büyük kozu yani “ekonomideki büyük başarımız” söylemini de elinden aldı. Büyük ekonomik başarının aslında “yolsuzluk ekonomisi” üzerine inşa edildiği ortaya çıktı. Daha doğrusu bir kesimin bildiği bir gerçeği bütün Türkiye tüm çıplaklığı ile görmeye başladı:

İhalelere fesat karıştırmak, usulsüzlükler, rüşvetler, görevi kötüye kullanmak, zimmet, nitelikli dolandırıcılık…

Siyasetçi, bürokrat ve iş adamı üçgeni içinde olup bitenler AKP-Cemaat savaşının kızışmasıyla bir bir gözler önüne seriliyor. Maliye Bakanlığı, gümrükler, limanlar, ihaleler…

İyi de oluyor. Aslında yapılanlar her iki tarafı da okkanın altına sokacak cinsten. Ancak yargı ve hukuk iflas etme noktasında olduğu için pisliğin üzerinin ne kadar örtüleceği ne yazık ki soru işareti.. Ve sadece tenis maçı izler gibi izliyoruz oyup biteni…

Neyse biz gelelim Yolsuzluk Ekonomisine…

AKP’nin kendi deyimiyle “ekonomi mucizesi”nin ilk sırasını kentsel rant aldı. Düzenin ana arterini kentsel rant oluşturdu. Arsa spekülasyonları, imar planları değişiklikleri, peşkeş çekilen araziler, kentsel dönüşüm bahanesi ile boşaltılan alanlara inşa edilen lüks konutlar… Başta İstanbul ve büyük kentler olmak üzere tüm Türkiye kısa sürede dev bir şantiyeye dönüştü. İnşaat sektörü peşisıra birçok sektörü de harekete geçirdiği için ekonomik canlanma yıllar boyu diri tutulabiliyordu, bankaların ucuz konut kredileri, teşvikler, uzun vadelere yayılan ödeme seçenekleri…Bir çeşit kazan-kazan modeli yani…

İnşaat şirketleri palazlandıkça özelleştirmelerde, başta enerji olmak üzere bilumum kamu ihalelerinde de yer almaya başladılar. Ranta kapıyı açan siyasi iktidar bunun kaçınılmaz sonuçları olan rüşvet, yolsuzluk, fesat batağına da hızla gömülmeye başladı. Mesele bunun kamuoyundan nasıl ve nereye kadar gizleneceğindeydi. Bu yüzden kamu hesaplarının denetiminden sorumlu Sayıştay’ın raporlarının Meclis’e gelmesi engellendi.

Bu yüzden gece yarıları alelacele torba yasalar içinde yeni düzenlemeler yapıldı…

Ekonomi büyüme bir kez yolsuzluklar üzerine kurulmaya görsün, geri dönüş zor hatta imkansızdır… Karşındaki onu bertaraf etmeye kalktığından paçandan aşağı çeker… Bu yüzden sistemli yolsuzluk alanları açılmasına devam edildi..Kamu ihaleleri, yandaş ekonomisi, hukuksuz özelleştirmeler, imar planlarında keyfi değişiklikler, kentsel rant üzerinden gerçekleştirilen soygunlar.. Ve çok büyük paralar var ortada…

Türkiye’yi eşkiya düzeni yönetti yıllar boyu. Her yıl açıklanan uluslararası veriler bunu gösteriyordu aslında…Yolsuzluk Algısı Endeksi (177 ülke arasında 53. sırada) İnsani Gelişmişlik Endeksi (187 ülke arasında 90. sırada) ve Hukuk Düzeni Endeksi (temel hakların korunması’nda 97 ülke arasında 76. sırada). Ama bir yandan din sömürüsü öte yandan pompalanan tüketim ekonomisi ve tabii “özgür ve bağımsız medya”… Çıkan cılız seslerin anında bastırıldığı bir ortam…

Yolsuzluğu soruşturanların anında görevden alındığı bir ortamın içindeyiz bugün. Bu yüzden açık ve net biçimde şunu söyleyebiliriz: Hırsızlık AKP iktidarının kurumsal ilkesi haline gelmiştir.

Öyle bir ülke ki bir yanda bir AKP milletvekilinin çocuğunun düğününde gelin takılan altınları taşıyamaz haldeyken, öte yanda minik bir bebek açlıktan yaşamını kaybediyor. Bir yanda Dubai’de ailesiyle tatil yapan ve 78 bin TL tutarındaki masraflarını Ağaoğlu Grubu’nun ödediği İstanbul Başsavcıvekili Zekeriya Öz, öte yanda iki ayda 9 lira 25 kuruşu zimmetine geçirdiği iddiasıyla 12 yıl hapsi istenen bir bankacı…

CHP lideri Kılıçdaroğlu ülkenin yolsuzluk batağından çıkışı için 11 maddelik önerilerini sıraladı. Hepsi de özlediğimiz demokrasinin ana öğeleri… Ve bu öneriler bile demokrasinin ne denli uzağında olduğumuzu gösteriyor.

Bugün kıyasıya yaşanan Erdoğan-Cemaat çekişmesi asıl gerçeğin yani “yolsuzluk ekonomisinin ve beraberindeki hukuk erozyonunun üzerini asla örtmemeli. Her iki kesimin de uzun yıllar boyu bundan beslendiğini unutmamalıyız. Savaş tamamen bizim dışımızda. Siz, beraber yürüdünüz bu yıllarda, beraber ‘yürüttünüz’, beraber sömürdünüz…En sonunda beraber hesap vereceksiniz…