GEÇİCİ DEĞİL, KALICI ÖZGÜRLÜK

2013, Siyasal İktidarın iç yüzünü ortaya koyan bir yıl oldu.

17 Aralık yolsuzluk operasyonu ve devam eden olaylar sonucunda, sarsılmaz bir bütün olarak gözüken Siyasal iktidarın aslında bir koalisyon olduğu anlaşıldı.

Cemaat ve AKP, her an anlaşacaklarmış izlenimi veren, ölümcül bir kavgaya tutuştular.

Bu kavga sayesinde, on bir yıldan beri ülkenin geldiği yeri görmemizi kolaylaştıran ibretlik sonuçlar ortaya çıktı, çıkıyor. İktidar ortakları arasındaki çatışma, çok önemli sonuçlar yaratmaya gebe gözüküyor.

Ama bu kavgayı durup öylece izlemek; “dur bakalım ne olacak”, kim kazanacak bu kavgayı, edilgenliği içinde olmak ya da kendimize düşecek fırsatı beklemek mi gerekiyor?

Siyasal koordinatlarımızı sadece bu kavganın sonucuna göre mi seçmek gerekiyor?

Örneğin, kavganın sonunda, görünür bir meşruluğa sahip olduğu söylenen AKP kanadı kavgayı kazansa (ki öyle gözüküyor) ve iktidarın Cemaatsiz tek ortağı olarak hükümranlığını sürdürmeye devam etse…

NE DEĞİŞECEK?

Cumhuriyet İslamcı karakterinden mi kurtulacak? Devlet Sünni muhafazakârlıktan mı vazgeçecek? Cemaatler siyasetten mi çekilecek?

Türkiye, kamu malları satışından / talanından mı kurtulacak? Sırada olan otoyollar, barajlar vb. satılmayacak mı?

Rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk mu ortadan kalkacak? Temiz toplum ideali mi gerçekleşecek?

Toplumsal korkular mı yok olacak? Zindanlar mı boşalacak? Silivri mi yıkılacak?

Yargıçlar özgürleşecekler mi? Tarafsız ve bağımsız karar mı verecekler?

Adalet dağıtımı, kişiye göre, olaya göre olmaktan mı çıkacak?

Polis sabaha karşı ev basmaktan, insanların gözüne gaz sıkmaktan, hedef gözeterek ateş etmekten mi vaz geçecek?

Telefonlarımızın dinlendiği korkusundan mı kurtulacağız?

İşçilerin, çalışanların sendikası mı olacak?

Gelir dağılımındaki en düşük %20 lik gelir grubuyla en yüksek %20 lik grup arasındaki 8 kat fark mı azalacak?

Asgari ücret mi yükselecek, toplum yoksulluktan mı kurtulacak?

Yeni zenginler türemeyecek mi?

Zihinlerimize çakılan bölünme mi ortadan kalkacak?

Diyanet İşleri Başkanlığı etkisini mi yitirecek, bütçesi, kadro sayısı mı azalacak?

Seçim sistemi mi düzelecek? %10 barajı mı kalkacak? Saydam, hesap verilebilir demokratik bir düzen mi
kurulacak?

Lider sultası mı yıkılacak? RTE tek adam olmaktan mı vazgeçecek? Zeyit Aslan ve benzerleri artık milletvekili seçilmeyecek mi?

4+4+4 den mi vaz geçilecek?

YÖK, RTÜK vb. ne olacak? Kalkacak mı?

Basın, Üniversiteler, rektörler kişiliklerini mi bulacak, özgürce yazıp, konuşabilecekler mi?

Dolar mı düşecek, Kürt sorunu mu çözülecek, Suriye sınırı mı düzelecek, Dışişleri Bakanı yeni Osmanlıcı düşlerinden mi uyanacak?

Görgüsüzlük, sığlık, yalakalık, sorgusuz biat, çok şükür anlayışı toplumsal kültürümüzden mi çıkacak?

***

Herkes kendi bakışına göre bu listeye daha pek çok ekleme yapabilir.

17 Aralıktan sonra ortalığa dökülen bunca yolsuzluk, kir ve hukuksuzluk eğer Türkiye’yi değiştirip dönüştüren bu iktidarın sonunu getirmez ise gerçekleşeceğinden emin olmamız gereken bir şey var:

TÜRKİYE OTORİTERLEŞECEKTİR.

Biliniyor ki, otoriterleşen bir ülkenin halkı daha çok yoksullaşır, daha fazla tutsaklaşır.

İnanın, başka hiçbir sonucu yok bu kavganın ve bu kavgadan yarar ummanın, taraf tutmanın.

Bu kavgayı, Cumhuriyeti yeniden kurmanın, çağdaş bir toplumsal düzenin inşası için bir imkan olarak kullanmak gerekir.

Öyle ise, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak ve demokratik ve laik bir hukuk devleti düzeninde özgürce yaşamak isteyenler, siyasal hayatın yozlaşmasına tahammülden vaz geçmelidirler. Yolsuzluğun üstünü örtmemelidirler. Siyasal görüşleri ne olursa olsun demokratik toplum düzeninin gerekleri ve kurumları konusunda mutabakat sağlayarak siyasal hayata el koymalıdırlar. Seçimler çok yakın, on bir yıldan beri rant, yozlaşma, adaletsizlik, gericilik, sığ bir toplumsal yapı ve bölücülükten başka yeni bir şey üretmeyen bu düzenin değişmesi için anlaşmalıdırlar.

Halka, yaşadığımız yalancı baharın sonunun geldiği; toplumun daha güzel, daha insanca, özgür ve adil bir düzeni hak ettiğini anlatmalıdırlar.

İktidar, kullandığı yöntem ve araçlarla toplumun zihnini kontrol etmeye devam ediyor.

Bu kavgadan özgürlük çıkmaz. Hak, hukuk, adalet çıkmaz.

Her şey kendi ellerimizde ve demokratik mücadele bilincimizde.

Geçici değil, kalıcı özgürlük için…