RTÜK MODELİ YANLIŞ

Sürekli gerginlik ortamında yaşarken, herhangi bir anda, uzlaşma yönünde adım, kimden gelirse gelsin, desteklenmelidir.

Bu yüzden HSYK ile ilgili düzenleme konusunda, bu değişikliği anayasa yoluyla ve uzlaşarak yapma yönündeki girişimi herkesin desteklemesi gerek.

Bu yolun açılmasına ön ayak olmuş olan Cumhurbaşkanı Gül’ün de olumlu katkısını burada vurgulamadan geçmemeliyiz.

Zaten yaşadığımız devlet krizinin çözümü yargı reformu konusunda, tüm siyasi partilerin ve kamuoyunun mümkün olduğunca geniş bir kesiminin uzlaşısı ve aktif katılımı ile mümkün olacaktır.

Kapsamlı yapısal düzenlemeyi gerçekleştirmeye elverişli ortamı beklerken, HSYK’nın , daha doğrusu , daha önce de olduğu gibi, hakim ve savcıların ayrı ayrı üst kurullarının bağımsız ve tarafsız bir niteliğe kavuşması için anayasa değişikliğini içeren bir anlaşma zeminin sağlanması yararlı olacaktır.

Uzlaşmaya, destek vermek gerek. Ama salt uzlaşmış olmak için uzlaşmaya destek vermenin de fazla bir anlamı yoktur.

Örneğin yeni HSYK oluşumunda RTÜK modelinin örnek alan çözüme destek anlamsızdır.

***

Burada HSYK’nın bir yargı kuruluşu olmasına karşın, RTÜK’ün bir idari organ olduğuna vurgu yaparak Radyo Televizyon Üst Kurumu’nun yapısını savunmak da pek doğru olmayacaktır. Çünkü, RTÜK kendi içinde, gördüğü işlev açsından da, özerklikle bağdaşması olanaksız yanlış bir modeldir.

TBMM’deki partilere temsilleri oranında kontenjanlar tanınması şeklinde özetlenecek olan, RTÜK modeli hele hele, yargının tarafsızlık ve bağımsızlığının sağlanması açısından hiç uygun değildir.

RTÜK modeli, HSYK’yı veya daha doğrusu onun yerine belki de ayrı ayrı kurulacak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurullarının tarafsız ve yargıçlardan oluşmasını sağlamayacak, ama Meclis’teki temsil güçleriyle orantılı olarak şu partinin ya da bu partinin atadıkları kişilerden oluşarak, tarafsızlık ilkesini sağlamaktan uzak kalacaktır.

Biraz önceki atadıkları deyimini rastgele kullanmadım. Bu model yaşama geçtiği zaman yüksek organa seçilecek olanlar, fiilen , TBMM Genel Kurulu’nda yapılacak seçimle değil, her partinin kendi bünyesi içinde atamalarla gerçekleşecek, seçim formaliteden ileri geçemeyecektir.

Nihayet Türkiye’de yargının sorunları göz önünde bulundurulduğunda seçimde, yargıçların da aynı zamanda Barolar Birliği’nin de söz sahibi olması gerekmektedir.

***

Tabii bir kez olsun, ülkemizde hiç de alışılmadık biçimde soruna temelden yaklaşmak yararlı olacaktır. Hakim ve savcıların mesleğe kabullerindeki sınav ve eleme sistemini de daha staj aşamasından başlayarak düzeltmek gerekecektir.

Fayda sağlayacak bir çözüm için şimdiye dek uzmanların söylediklerini bir araya getirerek, yapılabilecek öneriler şunlardır:

1-Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurullarını 1982 Anayasası’ndan önce olduğu gibi ayırmak gerekir.

2-Bu kurullar içinde, hiç değilse Hakimler Yüksek Kurulu’nda Bakan veya Bakanlık Müsteşarı düzeyinde Yürütme müdahalesine mahal verilmemelidir.

3-Kurumlara seçimler şu esaslar çerçevesinde gerçekleşmelidir.

a-Üyelerin bir bölümü TBMM’de 5/3 veya 5/4 lük nitelikli çoğunlukla seçilmelidir.

Böylelikle oraya şu ya da bu partinin adayları değil, yasamanın nitelikli çoğunlukla üzerinde uzlaştığı elden geldiğince tarafsız kişiler seçilmiş olacaktır.

b-Yüksek kurulların üyelerinin bir bölümü hakim ve savcılar tarafından seçilmelidirler.

c-Türkiye’de “savunma”nın yargı içinde bir türlü yerine oturtulamayan konumunu da sağlamlaştırmak ve sivil toplumun da, katkısını sağlamak amacıyla Barolar Birliği’ne de seçimde bir kontenjan tanınması doğru olacaktır.
Bu söylediklerimiz dışında üzerinde anlaşılabilinecek başka formüller de düşünülebilir, ama RTÜK modeli kesinlikle yanlıştır.