SUÇ VE GERÇEK

« Dünyanın hiç bir ülkesinde hem ülkenin silahlı kuvvetlerinin komutanı, hem de bir silahlı terör örgütünün yöneticisi olan Genelkurmay Başkanı görülmemiştir. Ancak, maalesef 2012’nin Türkiye’sinde bu durum da yaşanmıştır.

Akıl almaz, mantık dışı, vicdanların asla kabul etmeyeceği ve hukuk açısından da ibretlik olan bir iddianameyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin 26.Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanmıştır. Bu da olmuştur.

Bu suçlama hiç bir zaman kişisel bir suçlama olarak görülemez.

Aziz milletim !

Senin evlatlarından oluşan Türk ordusunun bir terör örgütü olduğu ileri sürülmektedir. Bizler ise, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan terörist faaliyetlere karşı hayatımızı tehlikeye atmaktan çekinmeyerek mücadele eden kişileriz. Ortada çok vahim, kabul edilemez bir durum bulunmaktadır. Bu durum, insanlarımızın vicdanını hiç rahatsız etmiyor mu ?

***

2007 yılında Türkiye büyük boyutlarda, baskın şeklinde aramalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla tanıştı. İlk günlerden itibaren büyük bir yanlışlığın içine girildi. İddia edilen suçlamaların ciddiyetinin, tutarlılığının kamuoyuna sunulması ve tartışılmasından ziyade, kişilerin tutuklanıp tutuklanmadıkları gündemin ana maddesini oluşturdu. Öyle bir izlenim yaratıldı ki, tutukluluk varsa suç da var, tutukluluk yoksa suç şüphesi de yok. Aslında üzerinde durulması gereken nokta, kimliği belirsiz ve imzasız ihbar mektuplarına, bir çoğu suça bulaşmış gizli tanık ifadelerine ve sahte dijital belgelere dayanarak insanların nasıl suçlandığı olmalıydı. İşte bu noktada, Özel Yetkili Mahkemeler’in bu uygulamaları ile Türkiye’de yargı sistemi çökmeye başladı. Yargılamada elbette elbette tutuklama esas olmamalıdır.

Tutuklama istisnai olmalıdır düşüncesi, tüm söylemlere rağmen kağıt üzerinde kaldı. Daha sonra görüldü ki tutuklamalar cezaya dönüşüyor. Bu durumların ne zamana kadar süreceği de belirsiz.

***

3.Yargı paketi Meclis’te kabul edildi. Bu paket ile büyük bir sorun olan ‘tutukluluk durumu’na belirli ölçülerde çözüm getirilmesi hedeflendi. Yasama, yargıya şöyle diyordu :

Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, kararlarında somut olgularla açıkla.

13.Ağır Ceza Mahkemesi ise 27 Temmuz 2012 tarihinde aldığı kararla yasamaya şu cevabı verdi :
Tutuklama gerekçelerini çok ayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle açıklarsam, ihsas-ı rey itirazlarına neden olabilirim.

Bir çok değerli hukukçuya göre, mahkemenin bu tavrı, 3.Yargı Paketi’ndeki hükümlere ve AİHM’nin tutukluluk gerekçesinin açıklanmasının ihsas-ı rey olmayacağı görüşüne aykırıdır. Yani hukuka aykırıdır. Zira tutuklama kuvvetli şüpheye, mahkumiyet kararı ise kesin delile dayandırılır. Mahkumiyet gerekçesi ile tutuklama gerekçesi aynı şey değildir. Henüz tanıkların dinlenmesi safhasında olan yargılamada, mahkemenin bu durumu bu şekilde değerlendirmesi karşısında bu mahkemeden bağımsız, adil ve tarafsız uygulama yapması nasıl beklenebilir ? »*

*İLKER BAŞBUĞ’un Suçlamalara Karşı Gerçekler (Kaynak Yayınları, 2013) kitabından alıntıdır.

***

TSK’na yargı/polis kumpasında kurulan komplonun kurbanlarından, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un hapiste yazdığı bu satırların üzerinden bir buçuk yıl geçti.

Türkiye, Başbakan’ın oğlunun yargıdan kaçıp babasına sığınırken, hukukun da başbakandan korkup kaçtığına bile tanık oldu.

Devleti bir iktidar silahı olarak kullanmak isteyen taraflar, halen hukuksuzlukla hukuksuzluğu çarpıştırıyorlar. Oysa hukuksuzluğun galibi olmaz.

Baş sağlığı bile dileyemiyorum, çünkü bu savaştan kimsenin başı sağ çıkmaz !

Ne devletin, ne de milletin…

Devlet güçlüyse, bizi ezer. Zayıfsa, ölürüz. Paul Valery

«G» NOKTASI

İŞKENCEDEN MEKTUP

Anne
cebimdeki sigara paketinde hepsi yazıyor
bir elinize geçse
burada adamların suratına
insan yakan fırınların karası sinmiş
dolana dolana çıkıyor merdivenleri
ıslıkları dilleri eksik
yılanlardan aklıma geldi
herşeyi soruyorlar
sana süt getiren küçük Ali’yi bile
kulağıma vurdular burnum kanıyor
böyle yaşatamayız diyor iriyarı olanı
başımıza iş açar
bunlar beni böyle yaşatmazlar
perdeleri çekiyorlar
sürüklüyorlar ayaklarımdan
çocukken gördüğüm korku flimlerindeki
vampirler olmalılar
birden devrimci arkadaşlarım yürüyor gözlerime
eski günlerdeki kadar haykırıyoruz gene marşlarımızı
zalimlerin yüzüne yüzüne
kırılırken yedinci katın camları
Anne
cebimdeki sigara paketinde hepsi yazıyor
bir elinize geçse.

A.KADRİ ERGİN