“AHMET !BABAN HAPİSTEN ÇIKTI MI?”

Geçen pazar çok memnun kaldığım Saklı Köşk’ten söz etmiştim.

65 yıl önceki halini de hatırladığım konak içinde bulunduğu Cem Sokak dolayısıyla, ben de çocukluk ve ilk gençlik yıllarımla ilgili çağırışımlar uyandırdı. O zamanlar orada, Kadıköyspor Kulübü vardı.

Yaz aylarında sabah denize giren, ardından öğlen uykusunu çeken, akşamüzeri, Moda burnunda, Koço ile Moda Kulübü arasındaki yoldan dil gibi deniz uzanan Moda iskelesinde piyasa yapan gençler kimi geceler Kadıköyspor’un açık hava sahasında basket maçlarını izlerlerdi.

Kimi zaman yine gurup halinde gelmiş kızlardan birini gözüne kestirip yakınlık kurarak, onların yanında oturan arkadaşlarını biraz gülerek .biraz kıskanarak izleyen gençler arada kızların yanındaki çocuğa, takılmak için, seslenirlerdi:

-Ahmet! Baban hapisten çıktı mı?

O zaman yoksulluk dışında, hatta onu bile tam olarak değil, hiçbir şeyin farkında olmadığımdan, bu “zararsız masum şaka!”ya ben de güler, gerçekte babası hapiste olan bir çocuk neler hisseder aklıma bile getirmezdim.

Kaderin şu cilvesine bak ki, benim yaşamadığım deneyi oğlum birden çok kez yaşadı.

***

Annem anlatmıştı, benim Mamak’ta olduğum dönemde. bir gün arabayla, Bahariye’den Yoğurtçu’ya inerlerken, Devrim birden sormuş:

-Babaanne hapse atılan hırsızlar bir daha hiç çıkamazlar mı?

Bu olayın üzerinden bir on yıl kadar geçecek, ben başka bir vesileyle bu kez Sağmalcılar’a düşecektim. Artık ergenlik çağına gelmiş olan Devrim de bu defa otobüsle yapılan Sağmalcılar seferlerine başlayacak, yolculuklarda gelirken temiz çamaşırlarımı getirecek, giderken kirlileri götürecekti.

Bu iş böylece sürüp giderken bir gün birden düşündüm:

-Devrim hapishane ziyareti nişanesi torbaları otobüste taşırken neler hisseder acaba?

Gerçekten de, babasını hapishanede ziyaret ettiği elindeki torbadan belli olan tutuklu çocuğu, herkesin içinde, kimseye söyleyemediği hangi duygularla doludur? Özlem mi? Utanç mı? Nefret mi? Kin mi?Öfke mi? İsyan mı?

Eziklik mi? Çaresizlik mi?Ne?

Sevgili,

Sana bütün bunlardan söz etmemin nedeni, Cem sokağın çağrıştırdığı anılarla geçmiş yıllara yolculuk yaptığım günlerin duyguları daha solmadan geçtiğimiz hafta içinde bir tutuklu kızından aldığım ileti.

***

Pelin Acartürk’ün babası Kurmay Albay İdris İdris Acartürk iki yıldır tutuklu. İdris Acartürk ile ilgili olarak, İzmir Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 06.01.2013 tarih ve 2013/9 sayılı iddianamesiyle suç işlemek kastıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve yasaklanan devlet güvenliğine ait bilgileri temin etme suçlamasıyla dava açılmış.

Davanın gerekçeleri de, yürütülme yöntemleri de kamuoyunun yabancısı olduğu hususlar değil.

İdris Acartürk’ün kızı Pelin, tuzun koktuğu bir ortamda her yola denemiş, şimdi çaresiz bir isyan çığılığı atıyor:

-BENİM BABAM CASUS DEĞİL!!!

Pelin dün, Işık Kansu’nun da sözünü ettiği bu mektubunda “son çarem sizler kaldınız” diyor.

Tuzun koktuğu bir ortamda Işık ne yapsın, ben yapayım? Kim ne yapabilsin?

Pelin’e yalnızca şunu söyleyebiliriz:

-Merak etme Pelin! Babanın casus olmadığını sen de biz de hepimiz, herkes biliyor!

Devrim’in beş yaşındaki çocuk şaşkınlığıyla babaannesine, “hapse giren hırsızlar bir daha hiç çıkamazlar mı babaanne?” sorusunu sormasıyla,Pelin’in “babam casus değil!” diye haykırmasının arasında 43 yıl geçmiş.
43 yıl önce olduğu gibi, bugün de yine masum insanlar içeri düşüyor. Aradaki tek fark 43 yıl önce hapsedilen hırsızlar, artık arkaları kuvvetli olduğundan, hapse falan girmiyor, ifadeye bile gitmiyorlar.