PERSLER, YAHUDİLER VE SİMÜSLASYON

Anadolu’da “Ayının kırk türküsü var, kırkı da ahlat üzerine” derler. Çok doğrudur ve diğerleri gibi bu atasözü de mühim bir gerçeği ifade etmektedir. İnsanın söylediklerinin dağarcığıyla sınırlı olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ayının aklına baldan ve ahlattan başka bir şey düşmesini beklemek en başta ayıya haksızlıktır.

Ayı-ahlat ilişkisinin bir benzerini de gericilik ile komplo teorileri arasında kurmak mümkündür. Meseleye bu çerçeveden bakıldığında son günlerde ortaya saçılan komplo teorilerinin ve hurafelerin nedeni de anlaşılacaktır.

Gericilik komplo teorilerini sever ve hurafelerden beslenir. Dünyayı ve siyaseti bunlar aracılığıyla yorumlamaya çalışır.

Bu yüzden her başı sıkıştığında komplo teorilerine başvurur. Bütün savunma ve saldırı stratejileri bu hurafelerin üzerine inşa eder.

AKP ve F Tipi çetenin birbirine girmesiyle yaşanan tam da budur. Pandora’nın kutusu bir kez açılmış, ortalığa komplo teorileri saçılmıştır. AKP, Fethullahçıların Siyonist, Tapınakçı bir çete olduğunu öne sürmektedir. Mavi Marmara Baskını esnasında Fethullah Gülen’in İsrail’i haklı bulan tavrı cemaatin İslamcılar arasındaki itibarını yok etmek için kullanılmak istenmektedir. Buna karşılık Fethullahçılar da boş durmamakta ve Yolsuzluk Operasyonu’nun baş aktörlerinden Rıza Sarraf’ın İranlı olmasından yola çıkarak “Persli bir çete”nin varlığından bahsetmektedirler. Bu iddianın asıl amacının İran’a uygulanan ambargo konusunda hassas ABD’ye selam göndermek olduğu açıktır. Ayrıca bu yöntemle hem geleneksel Sünni-Şii çelişmesi AKP’ye karşı kullanılmak istenmekte hem de “kasa, nisa, muta” laflarıyla eldeki gizli kasetlere gönderme yapılmaktadır. AKP ise bu saldırıya yine dini motiflere sarılarak yanıt vermeyi tercih etmiş ve F Tipi Çete’yi Haşhaşilere, yani Gulat-ı Şia’nın en bilinen temsilcilerinden Alamut İsmailiyesi’ne benzetmiştir. Durum o kadar absürt bir hal almıştır ki sonunda sünnet düğününü andıran bir törenle mason olduğunu iddia eden Adnan Hoca bile rahat duramamış ve arabuluculuğa soyunmuştur.

Simülasyon evreninde yaşamak

Kapışma televizyon dizilerine de yansımıştır. Hükümetten yana tavır alan Kurtlar Vadisi’nde Fethullahçılar Tapınakçılıkla suçlanmış; buna karşılık STV’deki Şefkattepe dizisinde de Perslerin hain komplolarından ve “Karanlık Kurul”un cemaati bitirme gayretlerinden bahsedilmiştir. Bu tuhaf durumun evveliyatı olduğu bilinmektedir.

Ergenekon Tertibi’nde yaşanacakların televizyon dizilerinden öğrenildiği Türkiye’de artık kurgunun gerçeğin gölgesinde kaldığını söylemek mümkündür. Gelinen noktada aklın ve mantığın bizleri uzun zaman önce terk ettiği anlaşılmaktadır. Gerçek hayatta karşımıza fikir niyetine çıkarılanlar, köşe yazarlarının kaleme aldığı zırvalar televizyon dizilerinde ortaya atılan tezlerin daha ötesindedir. Son yıllarda Türkiye’de yaşayan birçok insanın bir tür simülasyon evreninde yaşadığı izlenimine kapılması gayet normaldir. İçinde yaşadığımız bu tuhaf evrende gerçek hayat kurgudan daha renkli hale gelmiştir. AKP-Cemaat kapışması yolsuzlukların yanı sıra bu gerçeküstü durumun da ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Mehdi Kabalacılara karşı

Söz konusu gerçeküstü durum en iyi kavganın taraftarlarının yazdıklarına bakarak anlaşılabilir. Örneğin bu kavgada AKP’nin tarafını tutan Abdurrahman Dilipak “işe ecinnilerin karıştığına” inanmaktadır. Dilipak “ecinni” iddiasına kanıt olarak Said-i Nursi’nin tartışmaya çok açık kitabı Sikke-i Gaybi’yi göstermektedir. Dilipak’a göre Fethullahçıların mehdilik iddiasına kaynaklık eden Sikke-i Gaybi’nin yazılmasında Ahmed-i Hani’nin etkisi vardır. Konuya ve Dilipak’ın mantık yürütmesine yabancı birisi “Eee, ne olmuş?” diyebilir ama Dilipak’ın kurduğu silsilenin mesajı açıktır. Bu silsileye göre Ahmed-i Hani İbn-i Arabi’den etkilenmiş, İbn-i Arabi ise Yahudi İbn-i Meymun (Meymonides) aracılığıyla kabalayı etkilemiştir. Böylece Dilipak Fethullah Gülen ile kabala arasında bir ilişki olduğunu ima etmekte ve Opus Dei’den, Evangelistlerden, Tapınakçılardan bahsederek “dünya derin devleti”nin AKP’ye karşı bir komplo kurduğunu öne sürmektedir.

Görüldüğü üzere Dilipak’ın malumatfuruş bir edayla kaleme aldığı yazısı Kurtlar Vadisi’ni de, Karanlık Kurul’u da gölgede bırakmaktadır. Buna rağmen Dilipak’ın sürrealizm konusunda cemaat taraftarı Faruk Arslan’dan öğreneceği pek çok şey bulunmaktadır. Arslan, Mehmet Baransu tarafından “olan biteni anlamak için okunması gerekiyor” diye duyurulan makalesinde Erdoğan’ın son dönemde yaptıklarını İranlıların yaptığı Pers büyüleriyle açıklamakta ve AKP’nin bu büyüler yüzünden cemaate saldırdığını iddia etmektedir. Hükümetin cinci hocalardan medet umduğunu, yolsuzluklar için fetva çıkarmaya çalıştığını öne süren Arslan, Erdoğan’ın kendini halife hatta mehdi ilan ettirmek istediğini ve bunun için de Ayasofya’yı camii haline getirmeye çalıştığını iddia etmektedir. Arslan’a göre Erdoğan’ın mehdiliğini kanıtlamak için İstanbul surlarında harıl harıl Musa Peygamberin On Emri sakladığına inanılan Tabut-u Sekine’si aranmaktadır çünkü bazı hadislerde bu sandığın bulunmasının mehdinin gelişinin işaretlerinden biri olduğu söylenmektedir.

Tam bu noktada Adnan Hoca’nın Marmaray ve mehdilik konusundaki iddialarını hatırlamakta fayda var. Erdoğan’ın halifeliğe ya da mehdiliğe merakı olup olmadığını bilmek mümkün değil ama bazı AKP’lilerin Erdoğan için “Allah’ın bütün vasıflarını toplamış lider” demeleri bu türden saçmalıklara gülüp geçmemizi engellemektedir. Öte yandan Arslan’ın yazısında dile getirdiği bazı iddialarda gerçek payı olduğu bellidir. Örneğin Arslan yazısında Erdoğan’ın Hayrettin Karaman ile ilişkide olduğunu ve yakın zamanda yolsuzlukları örtmek için fetvaların verilebileceğini ileri sürmektedir. Karaman’ın gerçekten de bu yönde bir fetva verdiği yazılıp çizilmektedir.

Cumhuriyet elden giderken

Gelinen nokta hakikaten içler acısıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti cinci hocalarla, halifelerle idare edilmeye başlanmış; beddualar, kutsal sandık arayışları siyasi hayatımızda belirleyici bir konuma gelmiştir. “Küçük Amerika” olmak için çıkılan yolda varılan son durak bir simülasyon cehennemidir. Bu durumu ancak dibe vurmak deyimiyle açıklayabiliriz. Zamanında cumhuriyet devrimine sahip çıkmayan herkes bu durumun müsebbibi durumundadır.

Siyasi hayatındaki gelişmeleri televizyon dizilerinde dile getirilen komplo teorileri sayesinde takip eden Türkiye artık Rasputinler tarafından yönetilmektedir.