KAN PARASI

Şöyle bir durup düşünün : Dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl, ABD, İngiltere ya da Avrupa’nın önemli limanlarından birinde, silah ve mühimmat yüklü bir gemi yakalandığına ilişkin bir haber anımsıyor musunuz ?

Anımsayamazsınız. Çünkü yok.

Ama Türkiye’de yakalandı. Haberi yapıldı. Ve zaten silah yüklü gemiler de, mühimmat yüklü TIR’lar da vızır vızır gelip geçmeye devam ediyor sınırlarımızdan, limanlarımızdan…

Bu savaş malzemesi yüklü gemiler, TIR’lar nereden gelip nereye giderler, nerelere uğrarlar, düşündünüz mü hiç ?

Gözümüzün önüne iki ayrı harita getirelim. Biri, Akdeniz, Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezini göstersin. İkincisi, Karadeniz, Boğazlar, Ege’yi…

Her iki haritanın kapsadığı ülkelerden bazıları, dünya petrol ihtiyacının yüzde 65’ini karşılıyor. Buna karşın ABD ve diğer « gelişmiş » Batı ülkelerinin aynı bölgeye sattığı savaş sanayi ürünleri, toplam ihracatlarının yüzde 50’si.

Ortadoğu’da bu film, aşağı yukarı 150 yıldan beri vizyonda. Ve büyük patronların Ortadoğu’ya « Altın Bölge » adını takması boşuna değil. SSCB’nin yıkılmasından sonra Kafkas ülkeleri de « Altın Bölge »ye dahil oldu. Nasıl mı ?

***

Gerek Kafkaslar, gerekse Ortadoğu’daki ülke yöneticilerinin çoğu Müslüman. Pek imanlı görünüyorlar. Cuma namazlarını kaçırmıyor, hac zamanı hacılığa, umre zamanı umreye gidiyor, ramazanda oruç tutuyorlar. Ama bu ortak özellikler arasında, iş ortaklığı da var :

En yakın dostları, nedense, başta ABD ve İngiltere, hep ve daima hem de en baba Haçlılar !

Bu her biri « Godfather » Haçlılar, sözünü ettiğim ehl-i Müslim bölge liderleri ile yedi sülalelerine akıl almaz olanaklar sunuyorlar. Bu olanaklar, hazretlerin gerizekalı ya da sümsük oğullarını kızlarını ne diplôma ne hakediş olmadan dünyanın en büyük üniversitelerine kabul etmekten, rüşvet ya da çalıntı paralarını « confidential » banka hesaplarına depolamaya, pek çok hizmete yayılıyor… Üstelik, bu hizmetler karşılığında bölge yöneticilerinden istenen baç, zaten dini bütün hanedanların, şeyhlerin, şahların ya da « seçilmiş » başkanların işine gelen bir iş : Halklarını Allah, kitap deyip uyutmak ve günümüzde birebir yaşadığımız üzere, ne kadar gerilik varsa kutsala bağlayıp, rüşveti bile hadislere uydurmak !

***

Ama silah yüklü, mühimmat yüklü gemiler vızır vızır, hep bu harita yollarında dolanıyor.

« Godfather » efendiler öyle akıllılar ki, bölgedeki işbirlikçilerine taş koyanları, yok El Kaide’ydi, yok Müslüman Kardeşler’di vb. diye yine işbirlikçilerinin içinden çıkarıp, cehaletin kanlı barbarlığında, birbirlerine kırdırıyorlar.

Oysa gelişmiş Batı’nın kamuoyları pek vicdanlı. Silahlanmanın karşısında, barışı savunurlar. Ama bu vicdanlı kamuoyu sahibi devletler de nedense en ileri nükleer silahlara sahip olanlar… Savaş çıkaranlar. Demokrasi getirmek için girdikleri ülkeleri mezbahaya çevirenler.

Bertold Brecht, « Dana kesilirken bakamayanlar, önlerine getirilen bonfileyi afiyetle yer, » derken, galiba böyle bir vicdanı anlatır…

Oysa Afganistan’da parmak kadar canlı bomba çocukların beline sarılan elektronik düzenekleri, tam da afiyetle bonfile yiyenler üretir. ABD’nin Afganistan’ı, Irak’ı, Fransa’nın ve İngiltere’nin Libya’yı işgali, silah ticaretinden kazanılan paralar, zorba yönetimleri önce destekleyip ardından zorbalaştı diye tepelerine binmeler falan, karşılıklı ve kanlı bir alışverişin cilveleridir.

***

Demem o ki, bizim limanların da fazlasıyla dahil olduğu rotadan geçen silah ve mühimmat yüklü gemiler, aslında bir kan deryasında yüzdürülmektedirler.

Bazen Haçlı Efendiler’in onayıyla yapılan silah ve mühimmat kaçakçılığının yolu yordamı ne olursa olsun, sistem aracıya mutlaka bir göz ya da diş kirası bırakır. Ve o kiralar, bazen ayakkabı kutusunda saklanan « tasarruflar », çoğu kez de arazi alım satımında aklanan « kazançlar » biçiminde tezahür eder…

Dünyanın üçüncü köprüsü, en büyük havalimanı için ormanlar kesildiğinde, park olması gereken yerde bir AVM yükseldiğinde, derinden, çok derinden, kan dalgalarının sesi gelir.

Bu sesi dolarların hışırtısı sananlar, bir gün bu kan denizinde boğulmaya mahkumdurlar.

İnsanlar gösterdikleriyle özelleşir, gizledikleriyle benzeşirler.
Paul Valery

«G» NOKTASI

Gece açan çicekler gibi, karanlık
Sağa sola sallanan saat rakkası, kafada tak, tak sesi
Gidip gidip gelen acılarla köpürmüş deniz suyu
Git gelme

İnsanın ruhunu karartan kötü haberler, her gün tekrarlayan
Telefonda her an acı acı yankılanan zil sesi
Yaşamı alt üst eden kara kuru olaylar
Git gelme

Uzak diyarlardan gelen yardım çığlıklarına, umursamazlık
Dağı, ormanı, yeşili gölü kurutanlara karşı sessizlik
Yarını sarartan işsizlik, fakirlik, yüreği delen umutsuzluk
Git gelme

Ayaz, kuru ayaz, içine işleyen rüzgar
Anlık güneşi bekleyen hayvanların titremesi
Bir dilim ekmekten yoksun küçücük çocuklara yaklaşan
Azrailin ayak sesi
Git gelme

GÖKHAN ERTAN