BAŞBAKAN VE YARGI

Eskilerin bir deyişi vardır, “şuuyu vukuundan beter” derler.

Yargının adil olmadığı algısının yaygınlaşması da böyledir.

Vatandaşta yargıya güvensizlik duygusu bir kez yaygınlaştı mı, iş kötü demektir, Bu duygunun yaygınlaştığı toplumlarda toplumsal mutluluk ve erince yer olmaz.

İnsanların sürekli zulüm düzeni altında yaşadıklarını düşünmeleri, adaletsizliğin, yarın öbür gün kendi kapısını da çalacağı endişesi içinde oldukları bir toplumda adalet olsa bile, adaletin olmadığı durumlar kadar huzursuzluk doğurur.

Türkiye’de, son dönemlerde özel yetkili mahkemelerin kararlarıyla içeride onların durumuna bakınca adaletin var olup olmadığı konusunda kamuoyunun ne düşündüğünü kestirmek zor değil.

En seçkin hukukçuların tarafı olmadıkları davalarda verilen kararlar ile ilgili olarak yaptıkları açıklamalara bakınca bu konuda iyimser olmanın imkanı yok.

Ergenekon Balyoz Oda tv. casusluk vb. davaların AİHM aşamasında ,Avrupa İnsan Hakları Sözlemesine uygunluk açısından ne durumda olduğumuzu da anlayacağız.

***

Fazla ileri gitmeye gerek yok. Türkiye’nin önde gelen seçilmiş elit kişileri bile artık yargıya saygı duymadıklarını belirtiyorlar. Örneğin Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım “yargıya saygı duymadığını söylüyor,bu sözlerinden sonra da yüz binler onu bağırlarına basıyorlar.

Aslında pek de sempatik bir kişi izlenimi yaratmayan, A.Yıldırım’a gösterilen bu dayanışmayı salt Fenerbahçe sevgisi ile açıklamak doğru olmaz. Fenerliler’in yanı sıra, Beşiktaşlısı ve Galatasaraylısının da, Aziz Yıldırım’a verdiği destekte onda bir mağdur görmelerinin payı olduğunu yadsıyamayız.

Demek ki, yargının adil olmadığı ve kimi mahkemelerden adalet yerine zulüm sadır olduğu kanısı yaygınlaşmış bulunmaktadır.

Biraz önce de, belirtmeye çalıştığım gibi, bu algının bizatihi oluşmuş olması dahi yeterince vahim bir durumdur.
Evet bir kez daha bir “şuuyu vukuundan beter” olgusuyla karşı karşıyayız.

Bu duruma çare olarak ,yalnız adaletin sağlanması yetmez, o duygunun da yerleştirilmesi de gerekir.

Halktaki adaletsizlik algısının ne denli gerçeği yansıttığı konusuna gelince: Burada aynı şikayeti Başbakan’ın dile getirdiğini, bunu sık sık Brüksel’de de öne sürdüğünü belirtmekle yetinelim.

***

Evet Başbakan’ın da yargıya güvenmediği vurgulayalım ve orada biraz da duralım.

Çünkü Başbakan herhangi sıradan bir vatandaş değildir.

Hele hele geniş tabanlı bir çoğunluğa dayanan Başbakan yalnız yürütmenin değil, yasamanın çoğunluğunun da lideri konumundadır.

Yeri adaletsizlikten yakınma yeri değildir.

Eğer bir ülkede zulüm varsa, Başbakan’ın da, mazlumlar arasında yer alması akıl dışıdır. Çünkü iktidarın sahibi onu gidermekle yükümlüdür. Giderilmediği takdirde mazlum olmaz, ne şekilde olursa olsun, zalimler safında yer alır.

Başbakan’ın işi zalimden yakınmak değil, zulmü ortadan kaldırmaktır.

Zulmün ortadan kaldırıp adaletin ön koşulu olan tarafsızlığı egemen kılmanın tek yolu da, tarafsızlığın ön koşulu olan yargının bağımsızlığını sağlamaktır.

Bunun için yasamadaki çoğunluk harekete geçirilir bağımsız ve tarafsız yargının ön koşulunu oluşturacak yasalar, gerekirse anayasa hazırlanır.

Bunları yapmadan,” şimdi paralel güce bağımlılığa, yargıyı kendimize bağlayarak son veriyoruz” demek, zulmün devamını savunmaktır.

Böyle bir durum herkes ve bittabi bizzat iktidarın kendisi için de sakıncalıdır.

Bakın Uğur Mumcu 26 nisan 1989 tarihli “Hukuk Devleti”başlıklı yazısını nasıl bitiriyordu:

…Hukuk devleti ve yargı güvencesi herkese gereklidir. Sıradan yurttaşa olduğu kadar bir gün
cumhurbaşkanlarına, başbakanlara , bakanlara, Genelkurmay başkanlarına ve generallere de!…

Uğur öldürüleli 21 yıl oluyor. Aradan geçen zamanda hukukun Genelkurmay başkanlarına da gerekli olduğunu herkes yaşayarak gördü.

Şimdi sırada kim veya kimler kaldı?