ŞİİRİN UZAĞINDA…

Ülke gündeminin böylesine karmaşık sorunlarla çalkanmakta olduğu günlerde şiir de nereden çıktı diye sormayın…

Şiir bir yerden çıkmadı…

Çünkü hep vardı…

Hep var…

Hep olacak…

Fakat şu günlerde biraz küskün, biraz köşesinde…

Toplumla bağları, en azından görünüşte, neredeyse kopmuş gibi…

Bu neden böyle, sorun nereden kaynaklanıyor?

Bu yazıda izninizle, boğucu gündemin azıcık dışına çıkmak arzusunun da etkisiyle, şiirden ve sorunlarından söz etmek istiyorum…

***

Şiir bir dil, duygu ve düşünce işi…

Bütün bu öğeleri bir örste döver ya da hamur teknesinde yoğurur gibi, şiiri, daha doğrusu imgeyi oluşturursunuz…

Kimi zaman bu imge, bilinçaltınızda oluşmuşçasına , zihninize, dilinizin ucuna geliverir…

Bunlar mutlu anlardır…

Ne kadar yadsınsa da, esin dediğimiz şey bir gerçektir…

İçinizden yükselmiyorsa, istediğiniz kadar zorlayın, kendini size vermez…

Çalışmak, her şeyde olduğu gibi, bir şiirin oluşum süreçlerinde de başta gelen bir gerekliliktir kuşkusuz.

Fakat unutmamalı ki çalışma isteği de esin gibi bir şeydir.

Esin, bu isteğin duyumsanmasından başka bir şey değildir belki de…

***

Şiir mutluklarının mı, mutsuzlukların mı ürünüdür?

Şairine göre değişse de,bence hem her ikisinin, hem hiçbirinin değil…

Mutlu ya da mutsuz olmaktan daha önemlisi, bu mutluluk ya da mutsuzluğu dile getirecek sözcükleri arayıp bulmanız, bir araya getirmenizdir…

Ama ondan da önemlisi, bunu yapma isteğini duymanızdır…

İstek,kuşkusuz, tek başına yeterli değildir…

Bir donanıma, bilgi birikimine, yapılacak işin gerektirdiği becerilere sahip olmalısınız…

Fakat içinizden bunu yapma isteği yükselmiyorsa, bu istek en azından kıpırdamıyorsa, bütün donanımlar, birikimler, beceriler, bir sözcük yığını olarak kalacaktır…

Yazma isteği ise, kavramsal bir istemek olgusundan farklı olarak,bir itki,içsel bir dürtü olmalıdır…

***

Böylece konunun en can alıcı noktasına gelmiş oluyoruz…

Günümüz şairi bu itkiyi nereden, nasıl bulacak?

Yalanın bunca egemen olduğu bir toplumda, doğrunun dili nasıl oluşturulacak?

Sadece kötünün, ya da sadece geleceğe ilişkin bir umudun vurgulanması yeterli midir?

Bu güne ilişkin bir mutluluğu, sevinci dile getiremeyen şiir eksik değil midir?

Ve eğer mutsuzsak, sevinçsizsek, nasıl yapacağız bunu?…

***

Yine tam bu noktada, içsel özgürlük kavramını öne sürmek istiyorum.

Mutsuzluğumuzun kaynağı olan sorunlara karşı savaşım verirken, duygularımızı, dikkatimizi yaşamanın olanca ayrıntıları üzerinde yoğunlaştırmayı başarmalıyız.

Bunun için yapılması gereken ise, bu yaşamın(doğanın, toplumun) kendini yenileme dinamizmiyle içimizin özgürlük seslenişlerini birleştirmeyi başarmak olmalı…

Bugünün kötülüklerine karşı savaşım vermenin en sağlam, en kalıcı, en güven verici yöntemi de zaten böyle bir geniş ufukluluktur…

Sanırım bir ucundan yine “organik şiir” kavramını tanımlamaya başladım…

***

Bugün ona ne kadar uzak düşmüş de olsak, şiir tıpkı yaşam gibi sonsuzca genç kalmayı başararak bizi kendine çağırmayı sürdürüyor…

Bu çağrı her yeni kuşakla yenilenerek sürecektir.

Yeter ki yüreğimiz, kulaklarımız onu işitme yeteneğini büsbütün yitirmesin…