TÜRKİYE’Yİ AB’YE KİM TAŞIYABİLİR?

Cumhurbaşkanı Abdullüh Gül’ün, 27 ocak akşamı , Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande onuruna verdiği Çankaya’daki akşam yemeğinin kültürel programı Candan Erçetin’in söylediği Edith Piaf ile özdeşleşmiş “Non Je ne Regrette Rien” ile başladı ve Sultaniyegah Sirto ile sona erdi.

Sıra Sultaniyegah Sirto’ya geldiğinde, birden koptum, geçmişe yol aldım. Sanki karşımda Sadi Bey, Theophile Gauthier gemisiyle çıktığı ünlü Fransa gezisini anlatıyordu ve Edith Piaf ile Deniz Kızı Eftelya, Charles Dumont ile Sadi Işılay birbirlerine karışıyordu.

Silkindim ve günümüze döndüm. Biraz önce konuşmalarında iki Cumhurbaşkanı Türkiye’nin AB üyeliğinden söz ederlerken,bir noktada buluşmuşlardı…

Abdullah Gül de, François Hollande da, müzakere sürecinin hızlandırılması,görüşünde birleştiler gerçekten konuşmalarında.

Bu konudaki Türk görüşü zaten eskiden beri bu yönde.

Asıl tavrını değiştiren taraf Fransa. Bilindiği gibi, Hollande’ın selefi Sarkozy, fasılların açılmasını engelliyor, üyeliğimize karşı olduğunu açıkça ilan ediyor, Türkiye karşıtlığını dış poltikasının temellerinden biri haline getiriyordu.

Hollande’ın Elysee Sarayı’na yerleşmesiyle birlikte Fransa bu konuda tutumunu değiştirdi. Sosyalist lider fasılların açılması önündeki Fransız vetosunu kaldırdı.

***

Hollande’ın, Sarkozy’nin bu saçma hasmane tavrını bırakması kuşkusuz olumludur.

Fakat buna bakarak, şimdiki Fransız Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’nin AB üyeliğine taraftar olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten, bugünkü koşullar değişmeden herhangi bir Fransız Cumhurbaşkanının Türkiye’nin AB üyeliğini savunamaz.

Nitekim Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak baktığı herkesçe bilinen Jacques Chirac bile. Sarkozy’nin baskı manevraları sonucunda 2005 yılı başında Türkiye’nin, AB üyeliğinin kabulü için Fransız halkının oyuna başvurulmasını öngören düzenlemenin öncüsü olmak durumunda kalmıştı.

Bunda şaşacak bir yön yoktu. Chirac üzerinde baskı oluşturan, Sarkozy,Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan Fransız kamuoyunu arkasına almış bulunmaktaydı.

2005 ten bugüne genel havada bir değişiklik yoktur.

Le Monde’da yayınlanan bir kamuoyu yoklamasına göre, şu anda Fransızlar’ın %83 ü Türkiye’nin AB üyeliğine karşı.

Burada biraz duralım. Güçlü bir Ermeni lobisinin var olduğu ve etkisini siyasal platformda hissettirdiği Fransa’da halk arasında yaygın bir Türkiye karşıtlığı olmadığını görmek şaşırtıcıdır. Hollande ziyareti dolayısıyla sohbet ettiğimiz Fransa’da çok yüksek temsil görevinde bulunmuş bir seçkin diplomatımız da bu hususun altını çiziyor,kamu oyunun olumsuz tavrının aşılamaz olmadığını söylüyordu; söyledikleri doğrusu ya bana inandırıcı geldi.

***

Bu durumda yapılması gereken, sorunları aşama aşma ele alıp, adım adım çözmek. Bu da yapılacak ilk işin fasılları açmak olduğu anlamını taşıyor. F. Hollande da öyle düşünüyor, “fasıllar açılırsa Türkiye değişir” görüşünü Ankara’da da dile getirdi. Hatta fasılların açılmasının Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ve bağımsız yargının sağlanmasına katkıda bulunabileceği düşüncesini, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede de dile getirdiği söyleniyor.
Tabii bu görüşünün ne kadar gerçekçi olduğu konusunda kuşkuluyum.

Tayyip Bey,” hipotetik” bir AB üyeliği için yargıyı tam olarak iktidarın sultası altına alma girişiminden ne kadar vazgeçer dersiniz?

Hep AB’nin Türkiye’yi içtenlikle üyeliğe istemediği söylenir de kimse ciddi olarak şu soruyu neden sormaz :

-Acaba Tayyip Bey AB ‘yi ister görünmekten öteye ciddi olarak istiyor mu? Bunun için gerekenleri yapabilir mi?

Bu soruya kim olumlu yanıt verebilir?

O zaman rahatlıkla, şunu söyleyebiliriz:

-Tayyip Bey Türkiye’yi AB’ye taşıyamaz, zaten öyle bir niyeti de yok.

“Kim taşıyabilir?” derseniz yanıtı demokrasinin gereklerini yerine getiren” olacaktır.

Önce onu yapalım! Sonrasına, sonra bakarız.