ERDOĞAN’IN GÜCÜ VE ACZİ

Sağlık durumu bozuk tutuklunun, rapor peşinde koşan avukatı yakınıyordu:

-Rapora imza atmaktan bile kaçınıyorlar koca koca profesör doktorlar.

Sonra ekliyordu:

-Bir korku imparatorluğu kurulmuş, herkes Başbakan’ın ağzına bakıyor, o söylemeden herhangi bir şey yapmaktan korkuyorlar.

Bu durumda Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın 28 ocak gece yarısında faizleri böylesine çarpıcı oranda yükseltmesinden dolayı yılın en yürekli adamı seçilmesi gerekir diye düşünülürdü ,eğer işin iç yüzü bilinmeseydi.

Öyle ya! Başbakan faiz lobisi diye esip, küfürecek, faiz arttırımına karşı olduğunu söyleyecek ve Merkez Bankası Başkanı bir gecede faizleri hatırı sayılır oranda yükseltecek; olacak iş mi bu?

Bu durumu Merkez Bankası’nın özerkliğiyle anlatmaya kalkışmak, aklımızla alay etmekle eş anlamlıdır.

Peki o zaman ne oldu?

Olanlar kulislerden şöyle yansıdı: Uluslararası finans yöneticilerinin nabzını tutmak için temaslarda bulunan Ali Babacan ve Mehmet Şimşek Başbakan’dan acele randevu istiyorlar ve kendisine , eğer faizler agresif biçimde arttırılmazsa, sıcak dövize ihtiyaç duyan Türkiye’nin değil, yeni para bulmak, buradakileri bile koruyamayacağını anlatıyorlar.

***

Babacan ve Mehmet Şimşek, en önemli hususun, piyasadaki panik havasını durdurmak olduğunu, bunun başarılamaması halinde, doların 2,7 düzeyinde bile tutulamayacağını söyleyerek, acilen faiz yükselişinin zorunlu olduğunu belirtip, Tayyip Bey’i razı ediyorlar Sonra Başbakan İran yolculuğuna çıkınca onayını almış olan Erdem Başçı faiz yükselişini açıklıyor.

Yoksa böylesine büyük bir korku imparatorluğunu kotarmış olan Tayyip Erdoğan’ın izni olmadan, faizleri kim kendi başına yükseltebilir?

Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, özerk etiketli kurumları, her şeyi ama her şeyi denetimi altına almış olan yolsuzlukların, hırsızlıkların üstünün örtülmesini sağlayacak kadar güçlü olan, Tayyip Erdoğan, sonunda nasıl oluyor da, faiz ve dolar karşısında bu kadar aciz kalıyor?

***

Tayyip Bey faizleri de artırıyor, doların yükselmesinin sillesini de sineye çekiyor, çünkü onun, sıcak dış kaynağa dayalı ekonomik modeli başka türlüsüne elvermiyor.

Tayyibizmin, yumuşak karnı burasıdır. Bunun dışında, totaliter Tayyibizm ne insan hakları ihlali, ne kuvvetler ayrılığı ilkesinin çiğnenmesiyle, demokrasinin ayaklar altına alınması, ne de suçüstü yakalanmış olan hırsızlarla iktidar ilişklerinin ortaya çıkması, adil yargının yok olmasıyla oluşan zulümden yeteri kadar etkilenir.

Türk halkı, bütün bunlara aldırmayacak kadar niteliksiz, umursamaz, örümcek kafalıdır demek istemiyorum.
Ne var ki, demokraside nicelik nitelikten daha önemlidir.

Belirli bir niceliğe varmamış olan nitelik iktidarın kaderini etkileyemez.

Büyük yağmadan küçük avanta payları dağıtmaya dayalı ekonomik sistem sürdükçe, yolsuzluk, zulüm altında üçüncü sınıf ülke konumunda olmak da önemli değildir.

Önemli olan, çarpık ekonomik çarkın dönmemesi,yanlış yönetimin etkilerinin günlük ekonomik yaşamda hissedilmesidir.

Şimdi o aşamaya girmiş bulunuyoruz. İflaslar ile birlikte işsizlik artacak, gelirler azalacak, giderler çoğalacak, sıcak dövize dayalı saadet zinciri kopacaktır.

Faturayı iktidar ile birlikte halk da, ödeyeceğine göre, bu durumda zil takıp oynamak, içinde bulunduğu geminin kaptanına kızdığı için okyanus ortasında batmasından sevinç duymaya benzer ki bunun da akılla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Durum üzücü ama böyle; ne yapalım ki, kurnaz dengesi olup, rasyonalitesi olmayan, totalitarizmler ancak böyle gidiyorlar.