ÜÇÜNCÜ FRANÇOİS DÖNEMİ

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Türkiye’yi ziyaret eden ikinci sosyalist ve Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak kararındaki üçüncü François…

Türkiye ile Fransa’nın diplomatik ilişkileri, 1528’de Fransa Kralı Birinci François’nın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir mektupla başlamıştı. Cumhurbaşkanı Mitterrand, Türkiye’ye 22 yıl önce gelen ikinci François idi. Üçüncü François da hafta başında yurdumuzu resmen ziyaret eden Hollande oldu.

« François » adının, Frenkçe’de « Fransız » demek olduğu düşünülürse…

Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde ilk resmi ziyareti gerçekleştiren sağcı De Gaulle ile ilk gayrı ciddi ziyareti yapan sağcı Sarkozy’nin geliş gidişlerini saymazsak ; Fransa’nın daha çok iki sosyalist, iki François zamanında Türkiye’ye « iyi niyeti »ni göstermeye çalıştığını söyleyebiliriz.

Günümüzde küresel iletişim ne kadar gelişmiş olursa olsun, bir ülke hakkında uzaktan edinilen fikirlerin, gözle gördükten sonra az ya da çok değiştiği kesin. Hele Türkiye gibi tartışılır konuları hiç bitmeyen, gerek büyüklüğü, gerekse karmaşıklığı açısından kolay sınıflandırılamaz bir ülke hakkında görmeden doğru kanıya varmak, bence mümkün değil.

***

İşte bu anlamda Cumhurbaşkanı Hollande’ın Türkiye ziyaretinin çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendisini, Fransız Sosyalist Partisi genel sekreteri olduğu 1997-2008 yılları arasında gazeteci kimliğimle izledim.

Ülkemizin olası AB üyeliğine katı biçimde karşıydı, hatta yanlış ön yargıları vardı.

François Hollande, siyasal yaşamı « enternasyonal » iddiası taşıyan Sosyalist Parti’ye adanmış biri olarak, elbette ulusalcı değil, ama kendi deyişiyle « vatansever » bir politikacı. Elbette ki Fransa’nın çıkarlarını kolluyor ve dış ticaretini arttırmayı amaçlıyor. Dolayısıyla, alenen Türk düşmanı Sarkozy’nin koparttığı iyi ilişkileri yeniden kurmak için ülkemize gelen Hollande’ın ; Türkiye büyük pazar olduğu için mi, yoksa cumhurbaşkanı makamında konulara daha yakından baktığı için mi fikir değiştirdiğini, bilemiyorum. Ama ön yargılarını büyük ölçüde aştığı ve demokratik bir Türkiye’nin AB üyesi olmasına kişisel bir itirazı kalmadığı belli.

***

Ne var ki Hollande’ın olumlu yöndeki değişimi ; bu kez de demokrasiden iyice uzaklaşan, ekonomisi de türbülansa giren Türkiye’nin olumsuz yöndeki değişimine denk geldi. Sonuçta Fransa, Sarkozy’nin kilitlediği AB müzakere fasıllarını yeniden açacak, ama Hollande’ın dediği gibi « İnsan hakları, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ilkesi fasılları» da açılacak… Ki, bu fasılların aşılması en azından AKP iktidarıyla mümkün olmadığından, Türkiye’nin AB yolu yine açık sayılmaz. Ama şimdilik, AB yolundan yerimizde saysak bile çıkmamamız önemli.

Çünkü bu kilitler, Türkiye’de bir iktidar değişimi, demokrasiyi yerleştirmeye kararlı bir hükümetin işbaşı yapması halinde kolayca ve hızla açılır. AB, bugüne kadar yaptığı yanlışların farkında ve demokrat bir Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu anladı, fırsatı kaçırmaz, diye düşünüyorum.

AKP iktidarı sürerse, zaten Türkiye’nin ne demokrasi iddiası, ne de AB umudu kalır.

İstanbul’daki Fransız Sarayı’nda verilen davette François Hollande’la iki satır konuşmak fırsatı buldum. Kendisine, Fransa’da çıkan son yasaları anımsatarak, « Azınlık haklarını koruyup kollamanızı saygıyla izliyorum. Ama bazen çoğunluğun hakları da gasp edilir. Çoğunlukları göz ardı etmeyiniz, » dedim.

Çünkü çoğunluğun nasıl yok sayılıp ezildiğini kimse, biz laik cumhuriyetçi Türklerden daha iyi bilemez…

İktidar sahipliğinin mantığı yolsuzlaştırması, önlenemez.
Emmanuel Kant

«G» NOKTASI

Sırtını dayadığı hiç bir iktidar ya da muhalefet ve zaten mali gücü de olmayan bir yazarın, hele tek başına ve kadınsa; tek cümleyle hem Fethullah Gülen’nin küresel, hem de Adnan Oktar’ın yüresel hocalığını can evinden vurması, sanırım kadın dilinin dünya çapında bir başarısıdır!

Sevgili okurlarım, naçiz yazarınıza bundan böyle “keskin söz nişancısı” diyebilirsiniz. Çünkü 24 Temmuz 2014 tarihinde bu köşede yayınlanan “Dünya Yalan, Narkoz Şirketten” başlıklı yazımdaki bir cümleden, Fethullah Gülen hazretleri ve Adnan Oktar namlı yiğit, hakkımda ayrı ayrı dava açtılar. FG’ninki Çağlayan adliyesinde başladı, AO’nunki Kartal’da başlayacak. Reddeder sandığım savcılar, her iki davayı da kabul ettiler. Herhalde bir kadın başıma Fethullah Gülen ve Adnan Oktar’ın errrkek ordularına nasıl kafa tutacağımı seyretmek istediler!

Hayhay, tutarız evelallah. Ne var ki Fethullah Gülen davasında, Başbakan’la birlikte yargılanmam gerekiyor. Çünkü 17 Aralık’tan beri Erdoğan hem benim yazdıklarımın aynısını, hem de daha kapsamlısını söylüyor…

Adnan Oktar’a gelince… TV tezgahına hormonlu domates gibi dizdiği güzellerine «very pretty maşallah » dağıtan bu ademe, silikonsuz kadın zekası nelere kadirdir öğretmek, benim için zevk olacak.