DİREN İNTERNET

Haydi hayırlısı! Yeni bir yasağımız daha oldu! İnternete savaş açan, özgürlüğümüzü kısıtlayan tasarı Meclis’ten geçti. 

Günlerdir hepimizin dinlediği, internetten okuduğu, dün gazetelere de yansıyan, gerçekleri gizlemek, örtbas etmek için… Bir tuşa basarak binlerce, milyonlarca insanla paylaşabildiğimiz yolsuzlukları, pislikleri, rüşvetleri, ahlaksızlıkları, hırsızlıkları, millete ettikleri küfürleri, milletten gizlemek için… Daha çok sansür, daha çok yasak, daha çok denetim, daha çok baskı, daha çok “ya bendensin/ ya da düşmandan”; “ya biat edersin/ ya da yok olursun” uygulaması için… İşte bunlar için böyle bir düzenleme yaptılar…

Yargısız infaz


Eğer Abdullah Gül onaylarsa, yeni düzenlemeyle yaşayacağımız en önemli şey, yargısız infaz olacak.


Artık yargı kararı olmadan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) dilediği yurtiçi ya da yurtdışı siteyi, sayfayı, kaynağı kaldırabilecek, erişim engellenecek. Yani savunma hakkınız yok, TİB başkanının kararı anında uygulamaya konuyor. “Zararlı içerik çıkarılmazsa her güne para cezası kesiliyor. Yargılanmadan ‘suçlu’” ilan ediliyorsunuz! 
Oysa internete özgür ulaşım Birleşmiş Milletler kararıyla da tescillenmiş bir insan hakkı. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi. Hatta her vatandaşın ucuz, hızlı, güvenli ve kolay erişimi desteklenmeli ki şeffaf ve katılımcı bir demokrasi sağlanabilsin; yönetimde yurttaşların da söz hakkı olsun. (Zeynep sen neler diyorsun diye gülümsediğinizi hissediyorum!) Dünya PEN Yazarlar Birliği, bu konuda yakından izlediğim amansız bir savaş vermekte…

Büyük gözaltı 
Eğer Abdullah Gül onaylarsa, yeni düzenlemeyle yaşayacağımız en önemli bir başka şey, Orwell’e dudak uçuklatacak olan büyük gözaltı olacak. 
Yeni düzenlemeyle her kullanıcının izi sürebilecek. Her kullanıcının internetteki faaliyeti, hangi siteye girdi, neye baktı, ne okudu, ne aldı, ne yolladı, hangi alanda ne kadar kaldı vb.

Bunların tümü kayda alınıyor… İçerik sağlayıcılar, bunları iki yıl arşivlemek zorunda bırakılıyor. Bu kayıtlar istediği an TİB’in emrine veriliyor… Nasıl iyi değil mi! İnterneti bilgi kaynağı olarak, bilgilenmek için, katılımcılığı artırmak için, özgürlükleri yaymak için, sorumluluğu paylaşmak için değil, iz sürmek, denetlemek, baskı altına almak için, tehdit yöntemi olarak kullanan bir zihniyetle karşı karşıyayız! Dünya da bunun farkında. 
İnternetle ilgili yanlışlar yok muydu?

Elbet vardı ancak bunlar farklı düzenlemelerle giderilebilirdi. Başımızdakiler en kolayını seçtiler: Yasağı ve baskıyı. 


Ancak, örneklerini dünyada da, bizde de çok gördük. Unutmadınız elbet: YouTube yasaklandığında, gençlerin ne buluşlarla ortaya çıkıp hepimizin daha da çok YouTube kullandığını… 
Türkiye, genç kuşakların ülkesi. Kuşkunuz olmasın Gezi ruhu bu yasakları, bu baskıyı da aşacaktır…

Tiyatro dünyasının kaybı
Adını kaçınız anımsar bilmiyorum. Ünlü tiyatro tasarımcısı Michel Launay geçen hafta hayata gözlerini yumdu. 70 yaşındaydı. Peter Brook, Antoine Vitez, Victor Garcia, Perinetti gibi ünlü yönetmenlerle çalışmıştı. ve en çok da Mehmet Ulusoy’un unutulmaz eserlerine imza attı.
Avignon Festivali için hazırlanan, sonra Türkiye’de de izlediğimiz “Benerci Kendini Niye Öldürdü?”nün sürekli hareket halinde olan dev çarklarını gören bir daha unutabilir mi?!. “Pantagruel”, “İhtiyar Adam ve Balıkçı”, “Memleketimden İnsan Manzaraları”, “Ortadirek”, “Promethée”, “Ekvator”, “Çığlık”… Mehmet Ulusoy’un, yalnız Fransa’da değil, dünyanın birçok yerinde oynanmış bu oyunlarının sahne tasarımı Michel Launay’a aitti. İkisini de sevgiyle, saygıyla, gülümseyerek anıyorum…