İNŞALLAH İNSAN, MAŞALLAH MOTOR!

İnternete girip, aşağıda okuyacağınız mektup sahibi hakkında bilgi aradığınızda, adının inanılmaz hakaretler, kin ve şiddet yüklü küfürlerle anıldığını görüyorsunuz. 
Hakkında “sahte Atatürkçülük” ten “hakiki din düşmanlığı”na o kadar itici ve karalayıcı yayın var ki, bu düşmanlık seline neden olduğu anlaşılan kendi yazılarına ulaşmakta zorluk çekiyorsunuz. 
Oysa yazılara ulaştığınızda, böyle küfürbaz bir nefretin odağına oturtulmasına şaştığınız yazarın, korkunç bir karalama kampanyasının kurbanı olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. 
Hele saldıranların kimliğini saptayınca, Türkiye’yi parmağında oynatıp yargıyı rehin alan milyar dolarlık bir “organize işler” kumpanyasının, karşı çıkan insanları nasıl tek tek yok etmeye çalıştığını ve işin kötüsü, başardığını anlıyorsunuz… 
Çünkü devlet, hukuk devleti olmaktan çıktı, çoktandır. Cemaat kumpaslarının, tarikat kumpanyalarının susta durdurduğu bir devlet artık. Yargı da bu kumpasların maşası, bu kumpanyaların sustalısı olarak kullanılmak isteniyor… 
İşte mektup:

***

“Sevgili ablam Mine Kırıkkanat’a… Mektubuma ablam diye giriş yaptım, çünkü sizi kendime yakın görüyorum. 
İsmim Cem Akkılıç. 1990’lı yılların sonlarına doğru yazdığım ve birkaç baskı yapan müzik kitapları ile yazın hayatına girmiştim. 2007 yılından bu yana da internette blog sitelerimde yazıyorum. Ülkemizin başına musallat olmuş inanç tacirlerinin, halkı din ile kandırıp sömürenlerin ülkemizi felakete sürüklemesi ve onarılması neredeyse artık mümkün olmayan derin yaralar açmasına karşı tepki olarak blog yazıyorum… 
Adnan Oktar’ın size de dava açtığını öğrendikten sonra bu mektubu yazmaya karar verdim. Bir nebze dayanışma ve adalet denilen kavramın, nasıl yerlerde sürüklendiğini anlatma çabasıdır bu mektup. 
Önce Adnan Oktar cemaatinin biz ulusalcıları susturmak, sindirmek ve mümkünse ceza aldırmak için izlediği yollara kısaca değinmek istiyorum.

***

Aynen Ergenekon, Balyoz gibi davalarda gördüğümüz sahte dijital belgeler gibi montaj hakaret mesajları hazırlanıp, vatansever ve aydın insanlara sistematik suçlamalarda bulunulmaktadır. 
Bu mektubu yazdığım an itibarıyla Adnan Oktar çevresinden, Fazıl Say’a da dava açan Ali Emre Bukağılı isimli şahıs tarafından hakkımda tam 19 dava açıldı. Ve hakaret ve tehdit suçlamasıyla yapılan şikâyet başvuruları, sağanak halinde devam etmektedir. 
Denizci olduğum için çoğunlukla savcılık aşamaları ile duruşmaları kaçırmaktayım ve hiç uygun olmayan zamanlarda polis tarafından gözaltına alındığım oldu. 
Bu gözaltılar sırasında, hırsızlara, teröristlere uygulanan muamelelere maruz kaldım. 
Adıma sahte Twitter mesajları montajlayanların, yargı üzerinde büyük baskısı olduğu kanaati taşıyorum. 
Savcılara ifade vermeye gittiğim sayısız seferlerden birinde, kalem görevlisinin ‘Abi bu adamın sırf bizde 160 şikâyet dosyası var!’ diyerek yaka silktiğine şahit oldum.

***

Bu şahıslar ben ve benim gibi birçok vatansevere iftiralar atarken din olgusunu kullanmaktadır. Oysa bloglarımın hiçbirinde, bu zamana kadar dine hakaret içeren herhangi bir yazı yoktur. Bütün yazılarım aynen durmaktadır… 
Burada asıl felaket Yargı’nın durumudur… 
Yargı bağımsız olarak adaleti yerine getirmiş olsa, bu tür dava başvurularının daha savcılık aşamasında reddedilmesi gerekir. 
Oysa savcılardan ve hâkimlerden defalarca IP tespiti yapmalarını talep etsem de bu taleplerime hiçbir karşılık verilmedi.
Mine abla uzun yıllardır senin yazılarını keyifle okuyorum. Adnan Oktar’ın sana dava açmasına hiç şaşırmadım… 
Bu kişiler ifade özgürlüğünün önünde en büyük engeldirler… Asıl misyonları, halkın dini inançlarını sömürerek kandırılmasına itiraz eden bizlere korku salmaktır. 


Saygı ve sevgilerimle.”

CEM AKKILIÇ

Dini fikirler, insanların en eski, en güçlü, en acil dileklerinin ifadesidir.

Sigmund Freud

"G" NOKTASI


İnsanlık dinamosunun iki motoru vardır: Dinsellik ve cinsellik. Bu dinamiği iyi kavrayan Adnan Oktar, televizyon tezgâhına dizdiği topatan hurileri ve karpuz gılmanlarıyla her iki motoru da maşallah tam gaz kullanıyor. Kamuoyu yönderleri, Adnan Oktar’ın kurduğu bu tuhaf yeryüzü cennetini seyrederek eğleniyor ve kurucusunu ciddiye almıyor.

Oysa bu adam, Harun Yahya adıyla on binlercesi dünyaya bedava gönderilen Yaratılış Atlası’nın sözüm ona hüdaisi… Müritleri, yüzlerce kişiye taciz davaları açıp, Fazıl Say’ı mahkûm ettirenler. Teşkilat, devlet kurumlarında, AKP’li belediye alanlarında yaratılış sergileri açan teşkilat. Yükselişi, sözüm ona kanser Oktar Babuna’ya ilik toplamakla başladı. Milyarlarca dolarlık servetleri var, yalılarda yaşıyorlar. Ve Maliye Bakanlığı, nereden geliyor bu değirmenin suyu, hiç sormadı. Yargı, bu teşkilatın açtığı taciz davalarını niye kabul ediyor, kimse merak etmiyor.

Yoksa Türkiye’de, sadece Fethullah Gülen’e değil, Adnan Oktar’a dokunan da mı yanıyor? Ne hallere düştü bu ülke, vah ki ne vah!…