TALAN SOSYAL ADALETİ

Değerli okurum Muzaffer Yılmaz sordu:

-“Talan sosyal adaleti” deyimi ile ilk kez karşılaşıyorum. Biraz daha açar mısınız?

Bu deyimi ilk kez bundan 25 yıl önce, somut bir örneğiyle burun buruna geldiğimde kullanmıştım. Arabayla, Boğaz’da gidiyordum. Kireçburnu’na gelince, Büyükdere – Sarıyer sırtlarıyla karşılaştım.

Boğaz yağması başlamıştı ve sırtlar silme bina doluydu.

Bir kısmı lükstü, uysa da uymasa da koydum misali kondurulmuş uyum kooperatifi evleriydi. Çoğunluğu ise, gecekondulardan oluşuyordu.

Gecekondu, hem konut sorununa çözüm hem de sınıf atlama aracıydı.

Boğaz talan alanında da pıtrak gibi bitiveriyordu. Kent rantının lüplenmesi eyleminin her semtte olduğu gibi, arslan payını tabii ki kodamanlar, çeteler, türediler alıyordu, ama nüfus patlamasıyla aşağıdan gelen ve büyük baskı oluşturanlara da, yağma ve talandan küçük de oysa bir pay veriliyordu.

Ürettiğinden fazla ürediği için, ekonomisi üretime dayanmayan toplumun, ürünlerin hakça hiç değilse insaflıca paylaşılması denen kimi zaman vergi politikalarını devreye sokan sosyal adaleti gözetir çözümler üretmesi mümkün olmadığından, aç zaruret içindeki tabanın baskısını, talana tepkisini hafifletmek için, ona da pay verilmesi esasına dayanan bir “sosyal!” politikadır.

Sistemin hastalıklı yapısının, bir zamanlar ürettiği “gecekondu” bunun örneğiydi.

***

Tavanın büyük yağmada, açlığın dehşetiyle bastıran toplulukların zorlamasının bir sonucu olarak, büyük talandan küçük bir parçayı da tabanın önüne atması demek olan talan sosyal adaleti, sorunlara umar bulmaz,yalnızca, palyatif, yani sorunları çözücü değil erteleyici bir işlev görür.

İşlev iki amaca yöneliktir:

-Tabandan gelen feryatları, geçici güya çözümlerle dindiriyor görünerek ertelemek.

-Talanı tabana yayarak, her türlü yolsuzluğu toplum nezdinde meşrulaştırmak.

Dikkat edilmesi gereken husus sorunların çözülmesinin , talanla sağlanabileceği ve bundan herkesin yararlanabileceği yanılsamasının yaratılmasıdır.

“Büyük talandan bana da pay kalır, komşuda pişer bize de düşer” zihniyetinin yerleşip yaygınlaşmasıdır önemli olan.

Talandan kodamanın ve garibanın aldıkları payların muazzam farkı, ikincilerin derde deva olmaması, hatta payın alınabilip, alınamaması da önemli değildir. Önemli olan “bana da bir şeyler düşer” düşüncesinin yerleşmesidir.
Durum biraz Milli Piyango olayına benziyor.

Milli piyangodan büyük ikramiye çıkması ihtimali birkaç milyonda birdir. Ama yıllarca sigara içmiş birinin akciğer kanseri olma ihtimali çok yüksektir. Ne var ki, piyango bileti alan kişi, “piyango vurması ihtimali, akciğer kanseri olmam olasılığından binlerce kez daha az” diye düşünmez.

***

Piyangoda, önemli olan büyük ikramiye olasılığının oranı değil, “bana da çıkabilir” ümididir.

Önemli olan ümittir.

Atalarımız, bu gerçeği şöyle dile getirmişlerdir:

-Ümit fakirin ekmeği ye Mehmet ye!

Talan sosyal adaleti uygulayan iktidarların en büyük düşmanı ise, sorgulayıcı, kuşkucu, eğitimdir.

Çünkü böyle bir eğitimden geçmiş olan birey, mekanizmanın işleyiş biçimini çözecek ve oradaki yanlışı görerek, öneriyi geri çevirecektir.

Talan sosyal adaletine karşı olmak, talanın, yolsuzluğun ondan katre de olsa nasiplenerek meşrulaştırılmasına da karşı olmak demektir.

Demek ki, tümden eğitimsizlik ya da çağımızda onun yerine kaim olan okumuş cehaleti talan sosyal adaletinin ve doğal uzantısı olarak her türlü yolsuzluğu kabullenmenin, hatta sahiplenmenin en büyük dayanaklarından biridir.

Tabanında geniş bir çanak yalayıcılar zümresi bulunan talan sosyal adaleti sistemi ile toplumlar ne demokrasiye, ne ahlaka, ne kutsal değerlere, ne de refaha ulaşabilirler.