ER MEKTUBU GÖRÜLMÜŞTÜR

« Sene 1957…

Kuleli Askeri Lisesi’nde, ilk yılımın sonunda, Tuzla yaz kampındayız. Başımızda ‘Köpek Sabri’, Sabri Demirbağ var : Sınıf subayımız.

Bir yağmurlu gün. 28 kişilik çadırın öğrenci çavuşuyum. İki arkadaşımla, sabah kahvaltısını almak için sahra mutfağına gidiyoruz. Mutfağın yanında, her zaman olduğu gibi sınıf subayımız var. Dağıtıma nezaret ediyor. Çorba, peynir ve zeytin var. Ellerimizde karavanamız, çadıra dönüyoruz. Bu arada gün ağarıyor. Elinde karavana olan arkadaşım : -Çavuşum yemeklerimiz kurtlanmış !

Eğiliyorum, kahvaltımızın üzeri kurtla kaplanmış. Geriye dönüyoruz. Komutanımıza vaziyeti gösteriyoruz. Derhal karavanaya bakıyor. Elini en kurtlu bölüme daldırıyor. Ağzına atıyor. Çiğniyor, zeytin çekirdeklerini dışarı atarken :

-Bu vatan bize bunu yedirebiliyor.

Anlıyoruz. O günkü kahvaltımızı olduğu gibi yiyoruz. İşte biz böyle yetiştirildik.

Sonra kaderin sillesini 20-21 Mayıs gecesi yiyip, subay çıkmamıza üç gün kala, 1460 Harbiyeli, okulumuzdan atılıyoruz.

Edebiyat Öğretmeni olarak eğitim ordusuna 33 yıl hizmet ettim. Şu an beyin kanaması geçirmiş, emekli bir öğretmenim.

Sizleri, Demirbağların yetiştirdiği subaylar olarak ANLIYORUM. Bu hale nasıl getirildiğimizi, hazmedemiyorum. Üzülmeyin siz gene Demirbağ’ın şerefli Türk subaylarısınız. Onun evlatlarısınız, onurlusunuz. Gözlerinizden gururla öperim.

25.10.2013

Not : Sağ elimi kullanamadığım için yazım şimdi çok kötü. Özür dilerim. »

***

« Allah’ım, bana bir ayak ve bir güç ver de,
Bir cezaevi bulup bir kahramanla yüzleşeyim…
Benim gözlerimdeki sabır ve azmi,
Onun gözlerine akıtayım,
Önünde selam durayım,
Yanında omuz olayım !
Sahte kalabalıklardan olmayan, beyin sapı felçli bir vatandaş. »

***

« 7.Sınıfa gidiyorum. 13 yaşındayım. Sizleri çok seviyorum, seviyoruz. Biz var olduğumuz sürece, başınızı yere eğdirmeyeceğiz. Cumhuriyet çocukları olarak ayaktayız. Kalbim hep sizinle. Ne mutlu Türküm diyene! »

***

« Ben 16 yaşındayım. 11.sınıfa gidiyorum. Bugün 10 Kasım… Bu satırlarımı size, bu anlamlı ve özel günde yazmak istedim. Atamızın 75. Ölüm yıldönümünde Ankara’da olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Bu özel günde insan ve sevgi seli ile Anıtkabir’i ziyaret ettik. Cumhuriyet çocukları olarak dimdik ayaktaydık. Onurlu mücadelenizde bütün kalbimle sizin yanınızdayım.

Bu acı veren yılları unutmayacağım. Çevremdeki hiç kimseye de unutturmayacağım. Geçmişini unutan toplumlar geleceğini kuramaz.

Aydınlığa bir gün kavuşacağız. Sizleri çok seviyorum. »

***

« Ben çene cerrahıyım. Hiç ücret almadan cerrahi yönden elimden geleni yapmak isterim. Bir tek şart öne süreceğim: çocuklar bu hizmeti aileleri ödedi zannedecekler. Benim tarafımdan yapıldığını bilmeyecekler. »

***

« Ben Levent’ten simitçi H. 20 yıldır simitçilik yapıyorum. Sizlere simit getirmek istiyorum. Kalbimdesiniz. »

***

« Ben Yunanlıyım. Özbeöz Yunan asıllıyım. Türk oldum. Bu askerler ve Atatürk’ün askerleri Yunan bayrağını yıkmadılar, yakmadılar, yerden kaldırdılar. Benim adresimi de yazın. »

***

« Yazdığınız mektubu fotokopi ile çoğalttım. Kadıköy-Beşiktaş vapurunun en kalabalık olduğu sabah ve akşam mesai saati gidiş ve dönüşünde birer kez hem okudum, hem de dağıttım. Şimdi bir de belediye otobüsünde ve metroda yapacağım aynısını. »*

*Balyoz Mağduru Türk subaylarına gönderilen destek mektupları seçkisinden oluşan Er Mektubu Görülmüştür (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014) kitabından alıntıdır.

Zulüm ve işkenceye kıllarını kıpırdatmadan seyirci kalan eğitimli kişiler ; körlükleriyle mi aşağılıktır, yoksa
vicdanlarıyla mı, bilinmez…
George Orwell

«G» NOKTASI

Hava Kurmay Albay İsmet Çınkı, Deniz Kurmay Albay’ları Ender Kahya, Cem Okyay, Yavuz Uras ve Erdinç Altıner ;

Balyoz Davası’nın haksız esas ve hukuksuz usullerle tutsak ettiği Türk subayları adına Türk milletine gerçekleri
anlatan bir mektup yazmayı düşündüler. Ama Türk milletinin adresi neydi ? Kime yazacaklardı ?

Devreye, Yılmaz Özdil girdi. Hürriyet’teki köşesinde yayınlanan çok güzel bir çağrıyla, duyarlı insanlardan tutsak subayların yazacağı mektuba adres istedi. Sonuç, ne girişimi başlatanların, ne de aracı olanların tahmin edebileceği görkemdeydi : Bir milyondan fazla insan, salt adreslerini yazmakla kalmadılar cezaevlerine. Kanayan vicdanlarını anlattılar, fedakar yüreklerini koydular, kimisinin zorlukla kaleme aldığı satırlara.

Bu milletin ölmediğini, yurt ve Atatürk ordusu sevgisinin söndürülemediğini kanıtladılar. Ve milletin tutsak askerlerine yazdığı mektup seçkisinden oluşan « Er Mektubu Görülmüştür » kitabının tüm geliri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlandı.

Çünkü cumhur bu, cumhuriyet meşalesi de kuşaktan kuşağa aktarılan insanlık vicdanı, uygarlık bilgisidir. Başka hiç bir şey değil.

Yani inayetle geçinip iaşeyle yetinenlerin, asla erişemeyeceği bir yücelik !