KİMİN UMURUNDA?

TÜSİAD, PISA sonuçlarına ilişkin görüş ve önerilerini açıkladı. OECD’nin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda (PISA) Türkiye matematik, fen ve okuma becerilerinde yerlerde sürünüyor. Üstelik 2003 yılında katıldığımız bu uluslararası sınavın 2012 sonucu ile on yıl önceki sınavın sonucu arasında hemen hemen hiç fark yok. Hem Türkiye’de nüfusun yarısı 30 yaşın altında (geniş anlamıyla eğitim çağında) olduğu için hem de ülkelerin eğitim kalitesi ile iktisadi gelişmişlikleri, toplumsal kalkınmaları doğru orantılı olduğu için uluslararası düzeydeki bu başarısızlığın masaya yatırılması ve çözüm önerilerinin tartışılması çok önemli. Ama kimin umurunda? 
17 Aralık ile başlayan süreçte bu ülkenin bakanlarının bakan çocuklarının, üst düzey kamu yetkililerinin, “ihale baronları” işadamlarının rüşvet ve yolsuzluk görüntüleri, ses kayıtları ortalara saçıldı. Milyon dolarlık büyük rakamlar, peşkeş çekilen araziler, “milletin a… koyarız” gibi çirkin ötesi konuşmalar… Başka bir ülke olsa hükümet çoktan düşerdi. Ama kimin umurunda? 
Hadi özgür basından geçtik, Başbakan’ın “Alo Fatih” diye başlayıp istemediği haber ve görüntüyü yayından kaldırması ve bu ortaya çıkınca “evet yaptım, ne oldu” diyebilmesi… Bunlar da kimin umurunda? 
Gezi olayları süresince durmadan “Benim başörtülü bacım” diye ortalığı inleten, Kabataş’ın aylardır gizlenen görüntüleri ve başörtülü bacısının yalanı ortaya çıkınca, yine taviz vermeden aynı saldırgan üslubunu sürdüren bir başbakan… Ama kimin umurunda? 
65 milyar dolar cari açık. 150 milyar dolara takılıp kalan ihracat. Buna karşın neredeyse 2 misli ithalat. Artan işsizlik; özellikle gençlerde işsizliğin yüzde 20’lere dayanması.. Bunlar da kimin umurunda? 
75 milyon nüfus. Ve tüm bunların kimin umurunda olduğunu 40 gün sonraki yerel seçimler gösterecek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tüm enerjisini şu yukarıda bazılarını sıraladığımız gerçeklerin üzerini örtmeye harcıyor. Üstelik bunu yaparken tüm öfkesini, tüm nefretini kusarak saldırganlığının şiddetini her geçen gün daha fazla artırarak. 
Kime bu öfke, bu nefret peki? 
“Tüm bunlar benim umurumda. Ve ben böyle bir Türkiye istemiyorum” diyenlere tabii…“Ben demokrasinin, adil yargının olduğu; bireysel hak ve özgürlüklerimin baskı altına alınmadığı, insanca yaşayıp, kaliteli eğitim alabileceğim; gözümün önünde doğanın tahrip edilmediği bir ülke istiyorum” diye düşünenlere bu öfke…“Senin iktidarının ve yandaşlarının yalan dolanlarına, din istismarına kanmıyorum; yolsuzluklarını görüyorum ve istemiyorum; senin bir zaman göz yumduğun şimdi ise savaş açtığın cemaat ya da senin söyleminle ‘paralel devlet’ ile çekişmelerin beni hiç ilgilendirmiyor. Ben Temiz bir Türkiye istiyorum” diyenlere… 
O, “bunlar benim umurumda değil” diyenlerin başbakanı. Ve onlara oynuyor. Zaten Meclis Grubu konuşmasında da açıkça ifade etti “Benim kardeşlerim zaten bunları okumuyor, dinlemiyor” diyerek. O, hastaneleri, AVM’leri açıyor, çocuklara tabletler dağıtıyor.. Tabii hayaller ve vaatler de… 
Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu bir konuşmamızda “Tam bir geçiş toplumu süreci yaşıyoruz. Geçiş toplumları hem çelişkiler hem de daha otoriter siyasi yapılar üretiyor. Ve aynı şekilde anomi yaratıyor” demişti. Anomi “toplumda ya da bireyde ölçü ve değerlerin çökmesi ya da amaç ve ülkü yoksunluğu sonucunda oluşan dengesizlik durumu, kuralsızlık hali” anlamına geliyor. Hızlı kentleşme, yeni bir orta sınıfın ortaya çıkması, bu sınıfın talep ve beklentilerinin “gelirlerinin çok üzerinde onları borçlandırarak, taksitlendirerek” karşılanması gibi gerçekler geçiş toplumunun diğer özellikleri. Yukarıda sıraladıklarımızın hiçbiri geçiş toplumunun gündeminde değil, ne eğitimin kalitesi, ne yolsuzluklar, ne yalanlar, ne internet sansürü, ne medyanın üzerindeki baskılar…Hatta “paralel devlet” bile… Tabii umurunda da değil… 
AKP iktidarının ise bu geçiş toplumundan beslendiği çok açık. Bu durumu sürdürmek işlerine geliyor. Bu yüzden barıştan dem vurarak şiddeti körüklemek; aydınları, gazetecileri, bilim insanlarını hapislerde tutarak, katilleri hırsızları serbest bırakmak; toplumu ötekileştirmek; çatışmaları körüklemek; bir kesimi baskı altında tutarken bir kesime aşırı serbestlik tanımak; gelir adaletsizliğinden bahsederken rant alanları, haksız kazanç kapıları açmak bunu sürdürmenin en etkili yolu…