ZALİM GİDECEK!

Türkiye dik bir rampadan aşağı doğru freni patlamış kamyon hızıyla iniyor. Tabii ki direksiyonun başında Başbakan Tayyip Erdoğan bulunuyor. Büyük bir kaosa doğru doludizgin gidişte en büyük başarı da ona ait olacaktır!

Sadece son dönemdeki söylemleri değil, en baştan beri (ağzından kaçanlarla birlikte) konuşmalarında en fazla hakaret, aşağılama, yergi, bulunan lider olarak özel bir yere sahip oldu.

Artık şu unvanı rahatlıkla tarih baba not alabilir:

-Cumhuriyet tarihin en fazla küfür eden Başbakanı!

Halkının yüzde 50’ni bir kenara ayırıp, diğer yüzde 50 için olmadık hakaretleri yağdıran bir liderin ülkeyi sağlıklı yönetebilmesi mümkün olabilir mi?

Uzun iktidar döneminin getirdiği yorgunluk, gerginlik, idarede ortaya çıkan usulsüzlük ve sonunda patlayan yolsuzluk, rüşvet skandalları…

Başbakan bunlara bakıp partisine çeki düzen vereceğine, onların üstünü örtüp bütün ülkeye çeki düzen verme yolunu seçti!

Toplumdan istedikleri gayet basit(!) şeyler:

*Görüp öğrendiklerimizi görmemiş gibi yapacağız!

*Alabildiğine büyük bir rahatlıkla ve fütursuzlukla bildikleri gibi ilerleyecekler!

*Kimse onları eleştiremeyecek…

*O ise herkesi ağzının ortasına tükürecek!

*Kendilerinin yeteneklerine göre kurallar koyacaklar, ilerde yapacakları kuralsızlıklar için de önceden bağışlayıcı yasal
düzenlemeleri hazırda tutacaklar.

Peki başarılı olabilecekler mi?

Hemen hemen hiç şansları yok!

Çünkü Tayyip Erdoğan, yakın çevresi, AKP’siyle siyasi İslam ilk kez iktidara gelmiş ve yönetim aparatını zulme bağlamıştır. Onlar iktidarda devleti bir ezme-kıyma makinesi olarak ilk kez kullanıyorlar.

Oysa karşılarında yer alanlar on yıllardan beri bu devletin olmadık baskı, işkence, şiddet, yalan, iftira, mahkûmiyet, cezaevi, hücre, infaz, faili meçhul cinayetlerine muhatap oldular! Yani çok fazla deneyim sahibiler!!!

Acemi zalimin zulmü halkı korkutmuyor artık!

O kürsülere çıkıp avazı çıktığı kadar bağırdıkça, ekranlara onları izleyenler katiyen korkmuyorlar, sadece gülüyorlar!

-Allah akıl fikir versin diyorlar.

Orhan Seyfi Orhon’nun dizeleridir: Denizler durulmaz dalgalanmadan!

Can Yücel ise başka türlü ifade eder:

Bahar yakın demek ki/ Mevsim böyle kışladı!

İçinde bulunduğumuz günleri 12 Eylül’e benzetiyorlar. Pek doğru değil gibi. O günlerde hapiste olmayan herkes korkuyordu.

Türkiye’de korku imparatorluğu yakıldı, bir kere… O harabenin üzerine yeniden benzer bir yapı inşa etmek de mümkün değildir!..

Tarih sayısız defa göstermiştir ki:

-Zalim gidecek!

Milenyum Fatihleri

Türkiye’de adı Fatih olan herkesin doğrudan bağlı olduğu göbek adı İstanbul’u Bizans’tan alan Osmanlı Sultanı II. Mehmet’tir.

Çok genç bir Padişah olan II. Mehmet 29 Mayıs 1453’ten sonra Fatih Sultan Mehmet olarak anıldı, yazıldı ve tarihe geçti.

Fatih adı görkemli bir imparatorluğun yiğit sultanını çağrıştırır.

Ama gelin görün ki, her Fatih, bu özellikleri benimseyemiyor.

Bu saygın ad artık biat etmenin, eğilip bükülmenin simgesi oldu.

Mustafa Alpdağıstanlı’nın Medya Mutfağından Sansür Otosansür Hikayeleri anlattığı “5 NE, 1 KİM” adlı kitabında ibret alınacak bir anekdot var:

“2013 yılının başında Ciner Yayın Holding’in başına Başbakan Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Mehmet Fatih Saraç geldi. İlk toplantılarından birinde ‘arkadaşlar, benim üç önceliğim var’ dedi:

-Din, vatan ve Turgay Beyin parası!”

Biraz derine inerseniz bunlardan ilk ikisin de aslında çok önemli olmadığını görebilirsiniz. Son madde her şeyin önüne geçer!

Milenyum Fatihleri bunun için var oldular!