24 ŞUBAT’IN İZLERİ…

İnsan yaşadığı günlerin içinde fazlaca farkına varamıyor “bugün ne oldu?” diye sorunca… Mesela bizler 12 Eylül’ün içinde kendimize gelmeye çalışırken Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Mihael Gorbaçov ilk kez “Glastnost” politikasından söz etmişti, 24 Şubat 1987’de…

Kimsenin bunun ne anlama geldiğini o gün anlayıp dinleyecek hali yoktu. İlerde SSCB’nin dağılacağını öngöremiyordu. Dış politikayı yakından izleyen duayen gazetecilerden Mehmet Ali Birand, İstanbul Hilton Otel’de İlhami Soysal ile birlikte katıldığı bir panelde, Sovyetlerin dağılma ihtimaline karşı “kesinlikle olmaz” diyordu. O yıllarda SSCB Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze Doğu Bloku için “Frank Sinatra doktrini uygulayacağız” diyerek sanatçının ünlü şarkısına gönderme yapmıştı:

-My Way!

Herkes kendi yoluna gidecekti. Birand yeni durumun SSCB için nasıl olacağını şakacı üslubuyla anlatmıştı:

-Frank Sinatra doktrini SSCB için anında Frankestein haline gelebilir!

Oysa 1917’de yola çıkan Sovyetler Birliği de “My Way” olacaktı! Ama biz 1987’de bunu bilemiyorduk.
1989’un 24 Şubat’ında İran Devriminin Dini Lideri Ayetullah Humeyni, Şeytan Ayetleri kitabının yazarı Salman Rushdie için ölüm fermanı yayınlamıştı:

-Cesedine 3 milyon dolar vereceğiz!

2005’in 24 Şubat’ın yazan-çizenler için yukarıdaki fetva kadar ölümcül olmayan bir talep kamuoyuna yansımıştı:

-Penguen Dergisi hakkında “Tayyipler Alemi” adlı kapak karikatürü için 40.000 TL (40 milyar) tazminat talebiyle dava açıldı!

2014’ün 24 Şubat’ında Humeyni düzenine geçiş için yasal düzenlemeler hızla parlamentoya getirilip-geçiriliyor!

Bir 24 Şubat daha var ki, sadece Türkiye’nin değil bütün “uygar” Batılıların yüzünü kızartacak nitelikte… 769 Yahudi yolcusuyla Romanya’dan İstanbul’a gelen ama içindekileri karaya çıkartılmayan Struma gemisi 24 Şubat’ta Şile açıklarında batırılmıştı!

Kısa Şubatın 24. Günü yaşananlar aradan bunca yıl geçmesine karşı olanca canlığıyla belleğimizde duruyor!

Halkın Belediye Seçimleri

Mart ayının sonunda yapılacak Yerel Seçimler, halkın günlük konuşma dilinde “belediye seçimleri” diye anılıyor.

Odak noktası da başkanların niteliği üzerine duruyor.

Ben bu yazıyı Ümraniye-Üsküdar arasında çok kalabalık bir anma-taziye evinde yazıyorum. Ağırlığını kadınların oluşturduğu topluluk siyasete çok yatkın!

Eski başkanlar, yeni adaylar, aday yapılmayanlar, partilerinden kopanların hepsinin tek tek kulakları çınlatılıyor!

Tahlillerin ağırlığını yerel yöneticilerinin “parasal iştahları” oluşturuyor:

-Çok çaldı çoook!

-Ee, yerine gelecek olan nasıl?

-Hiç farkı yok ki!

Halkın belediye seçimleri bu güzergahta ilerliyordu!