DEMOKRASİYİ SAVUNMAK

Başka bir ülkede Türkiye’de olanlar olsa ; yani yargı çökse, hukuk suçsuzları içeri tıkmak, suçluları çıkarmaya yarayan bir mekanizmaya dönüşse, iktidar “şahsa özel” yasalar çıkarmaya başlasa…

Muhalefet partilerinin yapacağı ilk iş, siyasal etiketleri ne olursa olsun, devleti ve ülkenin ortak çıkarı, ortak değeri demokrasiyi savunmak için bir araya gelmek olur. Geçici bir ittifak yaparlar. Ortak bir uyarı hazırlayıp, devletin işleyişini berbat eden hükümete, “Yaptığın uygulamalara hemen son verip, saptadığımız şu düzeltmeleri derhal yapmazsan, biz toplu halde parlamentoyu terk ediyoruz, keyfi yasamana ortak olmuyoruz,” derler.

Muhalefetin parlamentoyu terk etmesi, çoğunluğu hangi oranda olursa olsun, iktidarın meşruiyet zeminini, çeker alır altından. Muhalefetin terk ettiği bir parlamento, “parlamenter rejim” temsiliyeti olmaktan çıkar. Özellikle “şahsa özel yasama” yapmakta olan hükümet, meşruluk dışına taşmışlığının tüm muhalefet tarafından tescillenmesini asla istemez. Çünkü böyle bir durum, kendisi hakkında zaten tereddütleri olan özgür dünyayı karşısına alması, uluslararası platformlardan dışlanması anlamına da gelir.

***

Muhalefet parlamentoyu terketse, ekonomi çöker mi? Evet, çöker. Ama ekonomi zaten çöküyorsa, muhalefetin yarattığı şok, ancak tıkanıklığı delecek, ülkenin önünün açılmasıyla bitecek bir sürecin başlangıcı olabilir, tersi değil.

Diyelim ki muhalefet parlamentoyu terk etti, ama iktidar buna rağmen hükümet koltuklarına yapıştı, bırakmıyor. O zaman da hiç olmazsa, rejimin gerçek adı konulur: Diktat. Toplum neyin altında kaldığını anlar, dünya da Türkiye’yi nereye koyacağını saptar. Hiç olmazsa gelecek hayallerimizi neye ve kime göre kuracağımızı biliriz!

Oysa bugün Türkiye’de “şahsa özelleştirildiği için” çöken yargıyla birlikte devlet batıyor ve hiç bir kuruma kalmayan güvenle birlikte, toplumsal bir patlamaya ramak kaldı. Eğer muhalefet, toplu bir tepkiyle öne çıkıp bu fokurdayan kazanın gazını almazsa ; düşüncesi bile ürpertiyor, doğacak kaos muhalefeti iktidarla birlikte tarihin “kara deliği”ne süpürür. Hele nüfusun yarısının öteki yarısına düşman ve boğaz boğaza gelmesine adım adım yaklaşılan bir ortamda, kimsenin can güvenliği kalmaz.

***

Böyle bir duruma yol açmak, hiç bir siyasal oluşum, hiç bir topluluk ya da yurttaşın çıkarına değildir. Hatta ayrılıkçı Kürtlerin yararına bile değildir! Çünkü sonuçları korkunç bir iç savaşa çanak tutar. İç savaşlar da tıpkı dış savaşlar gibi nasıl başladığı bilinir, ama nasıl ve kimin lehine biter, hiç belli olmaz.

Yapmayalım. Bu ülkeye yazık, barışı ve insanlığı öfkeye kurban etmeyelim.

Ama benim gördüğüm kadarıyla, böyle bir çatışma olasılığı AKP iktidarının kesinlikle umurunda değil. Hatta işine yarar diye düşünüp, çanak tutabilir. Eğer tersi olsaydı, her gün, hatta günde birkaç kez kendisine oy vermeyen halkı muazzam bir isyan duygusuna sürükleyen “keyfi” haksızlıklara imza atar ; oy verenleri de muhaliflerine karşı kin beslemeye kışkırtır mıydı?

Dolayısıyla tek umudumuz, muhalefet partilerinin gün geçtikçe biraz daha öteye kovalanan demokrasiyi savunmak için ortak bir cephe oluşturmasıdır.

***

Oysa bırakın ortak cepheyi, Türkiye’nin geldiği ve belki de geri dönülmez olan bir noktada, muhalefet liderleri biraraya gelip “yahu nereye gidiyoruz, ne yapabiliriz” diye bile görüşmek ihtiyacı duymadılar daha. Neden? Tahmin etmesi güç değil: Ekonomik bir sarsıntı yaratmak ve faturanın kendilerine kesilmesini istemiyorlar.

Ne var ki ekonomi zaten boşlukta duruyor ve onlar nihayet kolları sıvadıklarında, bırakın ekonomiyi, ülke göçmüş olacak!

İktidarı sadece kürsülerden halka şikayet etmek ve seçimleri beklemekle yetinen bu partiler, bence tarihsel bir yanlış yapıyorlar. Böyle bir ortamda seçim sonuçlarına güvenilmeyeceği kesin, bu bir. Yerel seçimlerden sonra ise gerek cumhurbaşkanlığı, gerekse genel seçimler ertelenebilir, örneğin yurt çapında OHAL bile ilan edilebilir!

Çünkü AKP hükümeti, demokrasi dışı oynamaya alıştı. Ve her ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalmak zorunda!
İktidardan düştüğü an, başına neler geleceğini biliyor, çünkü.

Benden söylemesi…

Demokrasi, bitlere aslan yemek iktidarı verir.
Georges Clémenceau

“G” NOKTASI

ÖZGÜRLÜĞE UÇAN KUŞLAR

Türküler bulutlar
denizler ovalar
dağlar taşlar
Hasdal’a doğru kuşlar uçuyor
selamları var
karanlıklar zulümler
acılar işkenceler
sabahlar akşamlar
Mamağ’a doğru kuşlar uçuyor
selamları var
özlemler hasretler
ayrılıklar kavuşmalar
nereye kadar
Silivri’ye doğru kuşlar uçuyor
selamları var
Ali İsmail’ler Ethem’ler
Berkin’ler Ahmet’ler
kanatsız binlerce kuş
özgürlüğe koşuyor
selamları var

A.KADRİ ERGİN