VARLIK,YOKLUK

Koca Paris kentinde, beşinci bölgenin bende ayrı bir yeri var. Orada okula gittim, orada yıllarca oturdum. Oranın otellerinde çalıştım. Orada gazeteciliğe başladım, ilk yazılarımı yazdım.

Beşinci bölgenin göbeğinde ise “Vatanın Büyük Adamlarına Şükran” nişanı olan, Pantheon yer alır.

Her biri çeşitli alanlarda büyük işler yapmış Fransa’nın 71. şanlı evladı burada yatmaktadır.

Aslında Pantheon, XVIII yüzyılda,başlangıçta kilise olarak yapılmış. Kral XV. Louis bir hastalıktan kurtulunca adağını yerine getirmek üzere mimar Soufflot’ya Azize Genevieve adına bir kilise ısmarlamış.

423 – 512 yılları arasında yaşamış olan Azize Genevieve, Paris’in koruyucusu unvanıyla anılır;bunun nedeni de 451 yılında Atilla’nın kuşattığı Paris’e girmememesini sağlması olarak açıklanmştır.

Kral XV. Louis’nin işte bu önemli kişi anısına kilise olarak başlattığı bina, devrimden sonraki yıllarda vatanın büyük evlatlarının anıt mezarı haline getirilmiştir.

***

Katolik bir kutsal mekanın, Cumhuriyetçi laik bir anıt mezara dönüşmesi bir kısım problemler doğurmuş zaman içinde.Laik anıt mezarın tepesindeki haç bunlardan biri.

Çelişkili de olsa, o haç orada duruyor ve laikler de artık bunu sorun yapmıyorlar.

Bu arada vatanın şanlı evlatlarından, Voltaire’in kaynağı bir Katolik mabedi binada yatması kimi Hırıstiyanları rahatsız etmiş. Çünkü aydınlanmacı Voltaire Tanrı tanımaz.Bu durumu hazmedemeyen Katolikler söyleniyorlar:

-Nasıl oluyor da, bir Tanrı tanımaz burada yatabiliyor, çıkaralım buradan!

Bunlara en hoş cevabı Katolik XVIII. Louis veriyor,rivayete göre şöyle diyor:

-Bırakın durduğu yerde dursun!Her gün ayin yapıldığını dinlemek onun için en büyük cezadır.

Ve Voltaire orada kalıyor. Ama Pantheon’a girdikten sonra çıkış yapanlar da var. Fransız devriminin ünlü simalarından Marat bunlardan biri.

Pantheon’a kimin gömüleceğine karar verecek merci zaman içinde hep değişikliğe uğramış,şimdilerde Cumhurbaşkanında bu yetki.

Pntheon’a son giren ünlü kişilerden biri de, kemikleri, ölümünden çok sonra 30 ekim 2002 de, buraya taşınmış olan çağdaş dizilerin atası diyebileceğimiz, Alexandre Dumas.

Acaba Emile Zola ve Victor Hugo, sağlıklarında edebi açıdan küçümsedikleri Dumas ile ölümlerinden yıllar sonra ebedi istirahatgahlarında bir araya geleceklerini hiç düşünmüşler miydi?

***

Paris’e her gelişiminde, mutlaka Panteon’un önünden geçerim,

Yalnız bu kentteki değil, yaşamımdaki en çarpıcı anılarımdan birini burada yaşadım.

On yıl kadar oluyor. Bir yaz günü, Pantheon’u ziyaret etmiştim. İçeride Fransa’nın ve de insanlığın büyük adamları yatıyordu. Mutlak bir sessizlik hakimdi her yana. İçerisi serindi, biraz oyalandıktan sonra, dışarı kavurucu yaz sıcağına çıktım.

Duvarlardan birinin gölgesine, Fransızların “clochard” dedikleri evsiz- barksız ,işsiz güçsüzlerden biri sığınmış uyuyordu. Başucunda, yarılanmış en kötüsünden bir şişe şarap, bütün clochardların mütemmim cüzleri haline gelmiş olan ve cehennem sıcağında bile ayrılmadıkları çaputlarından, başka hiçbir şey hatta sefalet ve kaderine ortak olacak bir bahtsız bir köpek bile olmadan ağzı açık uyuyordu.

Serseri ,biraz önce yanlarında olduğum dev adamlarla tam bir tezat oluşturuyordu.

Büyüklüğün timsali olanlar içeride, bu sefil ise dışarıda uyuyorlardı. Onlar her şeydiler, bu ise hiçbir şey.

Yine de, bu hiçbir şey, o her şey olanların hepsinden daha gerçekti. Güneş öbürleri için değil ,bunun için parlıyordu.
Rüzgar onlar için değil, bunun için esiyordu.

Bu önemsiz adam, bütün o önemlilerin hepsinden daha önemliydi. Çünkü onlar yoktular, bu ise vardı.

Varlık ile yokluk zıtlığını böylesine iliklerimde hissettiğim, o günü hiç unutmadım.