BARON LAFI NEREDEN GELİYOR?

“Baron” kavramı siyasi literatüre yeni girdi. Önceleri Kurtlar Vadisi’nde duyduğumuz bu lafı Haziran Ayaklanması’ndan sonra sürekli işitmeye başladık. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ODTÜ’yle uğraşmaktan ve sosyal medyada millete cevap yetiştirmekten kalan zamanlarında sürekli “baronlar”dan bahsetti. Yeni dönemde televizyonlarda bolca görmeye başladığımız programlarda baronlardan ve tertipledikleri komplolardan dem vuruldu. Peki, bu “baron” lafı nereden geliyor, “baron meraklılarının” asıl meramı ne, hiç düşündünüz mü?

Baron lafı hiç kuşkusuz Baron Rothschild’e bir gönderme. Rothschildler, 18. yüzyılda Avrupa’da çok etkili olmuş Alman Yahudisi bir aile. Ailenin Avusturya’daki koluna 19. yüzyılda baronluk verilmiş. Ailenin İngiltere’deki koluysa soyluluk unvanını Kraliçe Viktorya’dan almış. Ailenin ünü o kadar artmış ki sonunda Rothschild ismi zenginlikle eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmış. Rothschild ismi Goethe’nin, Dostoyevski’nin eserlerinde bile kullanılmış. Ünlü Balfour Deklarasyonu’nun İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour tarafından Baron Walter Rothschild’e verilmiş olması da işin cabası.

Federal Rezerv ve Rothschildler

Rothschild ailesinin hikâyesi kapitalizmin doğuşunu ve gelişimini anlamak açısından kuşkusuz çok önemli. Söz konusu hikâyenin komplo teorilerinin değişmez motiflerinden bir haline gelmesi ise yeni bir durum. Rothschildlerin, dolayısıyla Yahudilerin, kapitalizmin gerçek yönlendiricisi olduğu iddiası Eustace Mullins’in The Secrets of the Federal Reserve (Federal Rezerv’in Sırları) kitabına dayanıyor. Kitabın özelliklerine geçmeden kaynaklarından bahsedelim. Mullins söz konusu kitabı yazarken o dönemde akıl hastanesinde kalan, Mussolini ve Hitler hayranı Ezra Pound’a danışıyor. Kılavuzu karga olanın burnunun akibeti belli. Senatör McCarthy’e danışmanlık yapan, Neonazi eğilimli National Renaissance Party (Ulusal Uyanış Partisi) üyesi Mullins’in bu müthiş eserinin ne menem bir şey olacağını tahmin etmek zor değildir.

Mullins öncelikle ABD’nin merkez bankası durumundaki Federal Rezerv’in arkasında Yahudilerin olduğunu öne sürüyordu. Kitabın yeni baskılarında hedefi daralttı ve bütün kötülüklerin sorumlusunun Rothschildler olduğu iddia etti. Mullins’e göre Federal Rezerv’in hisselerinin çoğu aslında Londralı bankerlere aitti.

Neonazilerin “sistem” eleştirisi

Mullins’in bu iddiaları ABD’deki kendisinin de üye olduğu Neonazi gruplar ve aşırı sağcılar tarafından benimsendi ve kitabı bu yüzden büyük bir ilgi gördü. Bunun en önemli nedeni yazılanların Yahudi düşmanlığını kullanarak sistemi kutsamalarıdır. ABD’deki ve Avrupa’daki Neonazilere göre sistemde kusur yoktur; sorun bir avuç Yahudi ailededir. Bu aileler ortadan kaldırıldığında her şey yoluna girecek; ortalık güllük gülistanlık olacaktır. Ne yazık ki bizim bazı aydınlarımızın da emperyalizm eleştirisi zannederek teveccüh gösterdiği bu komplo teorilerinin tek işlevi sistemi sütten çıkmış ak kaşık olarak göstermektir. Bahsi geçen Neonazilerin siyasi hedefleri hatırlandığında bunların “eleştirilerinin” muhtevası daha iyi anlaşılacaktır.

Yerli Naziler ne düşünüyor?

Neonazilerin Rothschild merakının nedenini anladık. Şimdi yerli komplo teorisyenlerinin baron merakına geçebiliriz. Öncelikle bizdeki “baron ve lobi meraklıları”nın Batı’daki Neonazilerle aynı ideolojik çöplükte eşelendiklerini tespit etmek gerekiyor. Kısacası siyasi bir yakınlık zaten mevcut. Ayrıca baronlu, lobili komplo teorileri bu zırvaları ortaya atan gericiliğin tabanını da harekete geçirebiliyor. Öte yandan bizdeki dinci gericiliğin ABD’ye göbekten bağımlı olduğu bilinen bir gerçek. Morton Abramowitz, Graham Fuller gibi CIA ajanlarının yardımlarıyla iktidara gelen AKP iktidarının teorik planda bile ABD karşıtlığına mecali yok. O da ABD’ye dokunmadan, soyut bir “baron” edebiyatıyla işi halletmeye, tabanına mesaj vermeye çalışıyor. Bu yüzden AKP’li komplo teorisyenleri Gezi Olayları ve yolsuzluk soruşturması dendiğinde hemen baronlardan, Rothschildlerden, “üst akıl”dan, İngiltere’den ve Kraliçe’nin adamlarından bahsediyorlar. Böylece bir taraftan tabanlarına ABD ile “sıcak” ilişkilerini mazur göstermeye diğer taraftan da el altından ABD’ye “Biz dostuz” mesajı vermeye çalışıyorlar.