HIRSLI VE BUDALA!

Gün geçmiyor ki İran’ın, Türkiye’de kimi muktedirlerin açgözlü aptallığını kullanarak uluslarası ambargoyu nasıl deldiğini irdelediğim İki Zahit, Bir Ahit (Cumhuriyet, 14 Şubat 2014) başlıklı yazım doğrulanmasın…

Büyük zahit Babek Zencani, 17 Aralık 2013 operasyonu öncesi zaten İran’a kaçmıştı. Küçük zahit Rıza Sarraf da serbest kaldı. Onun da ortadan kaybolması yakındır. Bir süre sonra İran’da olağan yaşamlarına dönecekler ve biz, kendilerini gerçek, yani Molla kimlikleriyle tanıyamayacağız bile.

Ne var ki buradaki ortaklarıyla çevirdikleri işler yüzünden, Türkiye’nin başı fena halde derde girdi, daha da girecek.

R.T. Erdoğan, 29 Ocak’ta İran’a resmi bir ziyaret yaptı. Amaç, yeni bir doğalgaz anlaşması imzalamaktı. Ama bir sorun çıktı : İran’ın Türkiye’de «Tahran’a döndürülmemiş » yüklü bir parası vardı. Bu para ait olduğu yere varmadan, doğalgaz anlaşması imzalanamazdı.

***

Raslantıya bakın ki aynı gün, Türkiye’deki ilgili mahkemeden, kamuoyunu şaşırtan bir karar çıktı : Rıza Sarraf’ın mal varlığına konulan tedbir kalktı ! Kararın haberi AA tarafından dünyaya duyuruldu. Hemen akabinde, bekletilen doğalgaz anlaşması, ama nedense salt Farsça olarak hazırlanıp, taraflarca imzalandı. İran ile Türkiye arasındaki kriz, Sarraf’ın malvarlığına konulan tedbirin kaldırılmasıyla çözülmüş oluyordu…

Hatırlarsanız, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2013 yılında Babek Zencani’ye yönelik soruşturmayla ilgili olarak: “Neden bu kadar yüklü miktarda petrol ve para bir kişiye verildi, anlamakta zorluk çekiyorum. Rakam çok büyük,” demişti. Ruhani, aynı demeçte Zencani’nin açıkladığı mal varlığının, İran’ın alacağına yetmediğine de dikkat çekmişti.

Türkiye ile krizin çözülüp doğalgaz anlaşmasının imzalanmasıyla ; Sarraf’ın tedbir kararı kaldırılan malvarlığının büyük bölümünün aslında İran’a ait olduğu belli oldu, sahibine geri verilmesi de güvence altına alındı. Molla hikmetinden sorulsa gerek, 16 şubatta Rıza Sarraf tutuklandığından beri ilk kez havalanan özel jeti de Moskova’ya uçup, aynı gün geri geldi… Ne taşıdığı, sizin de benim de hayal gücüme bağlı.

***

AKP hükümeti, İran’la sürdürülen « organize işler » konusunda 17 Aralık operasyonuyla köşeye sıkıştı. Ama cemaate yüklenirken, « Feto sana söylüyorum, CIA sen anla ! » diye kıvranıyor, aslında. Fethullah Gülen, ABD’Den yeşil kart alırken kim referans olmuştu, anımsayanınız var mı ?

Ya Washington merkezli Demokrasileri Koruma Vakfı FDD’yi duyanınız ?

Bu vakıf, 21 Şubat 2014’te « Türkiye’de Terörizmin Finansmanı : Giderek Artan Endişe » başlıklı bir rapor yayımladı.

Rapor FDD başkan yardımcısı Jonathan Schanzer’in imzasını taşıyor ve Türkiye’nin teröre verdiği iddia edilen destek 8 faaliyet alanıyla açıklanıyor: İran ile altın ve gaz alışverişi bunlardan birincisi ! Diğer kalemler de yenilir yutulur türden değil, onları ayrıca irdeleyeceğim.

FDD’nin başkan yardımcısı Schanzer, ABD Hazinesi’nin eski çalışanlarından. Başkanı ise…CİA’nın eski CEO’su, James Woolsey !

Açgözlü muktedirler giderek köşeye sıkışıyor. Ama daha da kötüsü, hırsları kadar sınırsız aptallıkları, Türkiye’yi çok tehlikeli sulara sürüklüyor.

Bütün muhafazakarlar, aptal olmak zorunda değildir. Ama aptal insanların çoğu muhafazakardır !
John Stuart Mill

« G » NOKTASI

R.T. Erdoğan’ın iktidarının başından beri Menderes’in izinde olup AKP’nin de DP’nin yolundan gittiğine yönelik
iddiaları, meğerse propaganda ötesi bir gerçeklikmiş. Türk basın tarihini en iyi bilen gazetecilerden biri olan Cumhuriyet yazarı Orhan Erinç, yayımladığı çok önemli üç yazıyla, Erdoğan’ın söylediği ile yaptığının hiç olmazsa bir kerecik uyduğunu kanıtladı !

Erinç’in Boynuz Kulağı Geçti başlıklı yazısından, Demokrat Parti’nin de 18 Nisan 1960’da kurumsal varlığı ve yöneticilerine özel koruma sağlayacak yasa çıkardığını öğrendik… Bu özel yasayla, DP iktidarı da yargının tüm yetkilerini 15 DP milletvekilinden oluşan bir komisyona bağlamış meğer. Basın ve yayın araçlarına zorla el koyma, yani sansür yetkisi de cabası.

Alt Tarafı Bir İt başlıklı yazısında, kamuoyunda « köpek davası » diye küçümsenen davanın altındaki bit yeniğini, ibretle okuduk : Meğer Celal Bayar’ın, Afgan Kralı’nın kendisine hediye ettiği Afgan tazısını, AOÇ’ne satacak kadar devletlüymüş ; üstelik köpeğe biçilen 1000 TL değeri az bulup, Tarım Bakanı Nedim Ökmen’e 20 bin TL verilmesi için baskı yapacak kadar da küçülebilmiş…

Menderes’in Camileri yazısından da İstanbul’un ilk talanı, ilk çılgın projelerinin de Menderes’in imzasını taşıdığını anladık : 1956 yılında girişilen bu talanda, Mimar Sinan’ın yapıtları da dahil olan 54 cami yıkılmış, iyi mi ?

İsmet Paşa’yı İkinci Dünya Savaşı’nda « camileri depo yapmakla » suçlayan Erdoğan, rehberi Menderes’in yıktırdığı camilerden habersiz mi yoksa ?

Orhan Erinç’in bu yazılarını saklıyorum. Tarihin, zaman boyutu değişse de değişmeyen bir mekan boyutunda tekrarladığına, artık eminim.