KURT VAR, KURT VAR…

Önce, Mustafa Kökten’in gönderdiği bir masalı okuyalım:

Köyün birinde, torunu ile yaşayan dede, ona her gün bir masal anlatır, oyunlar öğretir, öğütler verirmiş.

Günlerden bir gün, “Bu kez farklı bir şey anlatacağım sana,”demiş. “Anlatacağım ne
masal, ne de öykü. Elle tutulmaz, gözle görülmez, ama gerçeğin ta kendisidir.”

Torun, merakla dinlemeye hazırlanmış.

“Bak evlat,” diye başlamış söze, dede. “İnsanların içinde bir savaş vardır. Yaşadıkları sürece bitmez. Amansız bir savaştır bu. Çetindir. Tıpkı kurtların savaşına benzer. İnsanın içinde de iki kurt vardır. Biri kötülük kurdudur. Kıskançtır. Kin doludur. Fesattır, acımasızdır. Saldırgandır. Doyumsuzdur. Bencildir. Yalan, dolan, hırsızlık, hepsini yapar.

Öteki kurt ise, iyilik kurdudur. Hoşgörülü, sevgi, saygı dolu. Sadık ve vefalı. Paylaştıkca mutlu olan, merhametli, dürüst, çalışkan, üretken ve iyimser bir kurt…”

Çocuklar, sabırsızdır. Filmin sonunu başından bilmek isterler. Torun da devamını bekleyemeyip, merakla sormuş dedesine:

“Peki dede, hangi kurt kazanacak anlatacağın savaşı?”

Dedesi gülümsemiş: “İşte o sana bağlı, evlat! İçindeki kurtlardan hangisini beslersen, o kazanacak savaşı…”

***

Şimdi de Dr. Yakad Cemer imzalı bir mektup okuyalım:

“5 Mart tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanlığı’mızın pek de dikkat çekmeyen bir açıklaması yer aldı: ‘Rusya Federasyonu’na ait bir adet IL-20 istihbarat uçağının Karadeniz’in Uluslararası hava sahasında kıyılarımıza paralel uçması üzerine,sekiz adet F-16 uçağı ile hava muhabere, devriye ve önleme görevi icra edilmiştir…’

Kırım’da bu aralar herkesin bildiği şeyler oluyor. Rusya istihbarat uçakları acaba yönlerini mi şaşırdı, falan diye düşünürken, yine gazetelerde bir de ne göreyim?

ABD 6.Filo’sunun Husband Ear diye anılan, Türkçesi Koca Kulak istihbarat gemisi Samsun’a demir atmış, meğer!

Eh, bizim de kendimize göre istihbaratımız var! Okudukça, benim zihnim de Karadeniz’e açılır gibi açıldı.

Amerikan gemisi, özen izinle gelmiş. Adı USS Taylor. Bordo numarası FFG-50. 155 kişiden oluşan bir mürettebatı var. Dahası, bu teknoloji harikası gemi Samsun limanına girerken pervanelerini çarpmış, zarar görmüş.

Acaba Atatürk’ün ruhu galeyana gelip, ‘Bu gariban milletin başına yine çuval mı geçirecekler, yoksa çorap mı örecekler? Bari şu uskurlarını halledeyim!’ demiş olabilir mi, diye de düşünmedim değil.

Her neyse, uskurlarını zedeleyen gemi böylece ayrılış tarihi olan 24 Şubat’ta ayrılamadı.

Genelkurmay da Türk sularında kalış iznini 6 Nisan’a kadar uzattı. Ama beni şeytan dürttü ya… Önüme bir Karadeniz haritası açtım. Parmağımı Samsun’un üzerine koydum.

Samsun, Doğu’dan Batı’ya Karadeniz’in aşağı yukarı, tam ortası. Hafif çaprazında da Kırım.

Bu teknoloji harikası gemi, pervanelerini Kuzey Afrika açıklarında çarpacak değildi
ya… Raslantıya bakın ki Samsun’da çarptı, kalış süresi uzamak zorunda kaldı.

***

Bütün bunları aklımdan geçirirken 2008 yılındaki Gürcistan olaylarını, yani Güney Esatya Savaşını anımsadım. ABD, o sırada da bölgeye bir hastane gemisi göndermek istemişti.

Dönemin Deniz Kuvvetleri Komuta kademesi, Montrö Anlaşması’nı gerekçe göstererek izin vermemişti.

Bildiğiniz gibi o Komuta kademesi ve hatta alt görevlilerinin büyük çoğunluğu, şimdi Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla, içerdeler…

Ama bugünlerde, beş gemiden oluşan bir filomuz Afrika’yı, Ümit Burnu’ndan dolaşmak üzere yola çıktı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin muhalefetine rağmen petrol ve doğalgaz çıkarılır, Karadeniz’de sular ısınırken, Afrika denizlerinde yolları açık olsun diyoruz, tabii.

Ve bir zamanlar, bayrağımızı Akdeniz’in rüzgarlarında, fırtınaların önünde şanla şerefle dalgalandıran denizcilerimizi özlemle anıyoruz. Barbaros Hayrettin Paşa, Beşiktaş’taki heykelinde hapis ; galiba torunları da Yahya Kemal’in şiirlerinde kaldılar…

***

Diyeceksiniz ki bu masalla Amerikan istihbarat gemisinin ne ilgisi var?

Var, sevgili okurlarım, var. Türkiye’nin Yunanistan nüfusundan daha kalabalık hainleri, içlerindeki kötü kurdu besleyebilmek için, ülkemizi yiyor ve yediriyorlar.

Hırsız hırsızı, kurt kurdu tanır.
Callimaque

«G» NOKTASI

Bitmek bilmeyen erkek egemenliğinin düşmanıyım. Benim için, Marx’ın söylediği
doğrultuda, insanlığın geleceği kadındır. Ruhunun rengi, kadın. Fısıltısı ve gürültüsü
kadındır, insanlığın. Ve kadınsız erkek, meşum bir inkardan ibarettir.
Louis Aragon

Y.N. Bu yazıyı yazdığım sırada, Ergenekon suçsuzlarının tahliyesi bekleniyor. Umarım siz okurken Tuncay Özkan ve zindan yoldaşları bırakılmış olur. Uzun yıllardan beri ilk kez, yürek dolusu seviniriz, nihayet. Bu haksız ve hayasız zulmün Balyoz ve diğer kumpas dava mağdurları için de bitmesini diliyoruz.

Ama hükümetin bu düzenlemeyi, suçsuz mağdurlardan önce, Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi Erhan Tuncer ve Zirve katliamı sanıkları gibi “konuşması tehlikeli” maşaları salıvermek için yaptığını da not ettik!