SAVAŞ İNSANLIKTAN ÇIKARIR!

İsveç toplumu söz konusu olduğunda sıklıkla şunu duyarsınız: Bu topraklarda 200 yıldır savaş yaşanmadı!

Böylesi bir barış denizinde yetişen İsveçli Lars Noren’in yazdığı “Savaş” adlı oyunu nasıl bu kadar etkileyici olabiliyor? Bu da sanatın ve sanatçının gücü ile açıklanabilir.

Çalışmalarını İstanbul ve Londra’da sürdüren yönetmen Serdar Biliş –aynı zamanda oyunun çevirmeni- Savaş’ı İstanbul’da sahneye koydu. Kadir Has Üniversitesi’nin son derece etkileyici sahnesinde, kısa sürede kendinizi Bosna Savaşının içinde buluveriyorsunuz.

Oyunun adı “Savaş”, ama içinde tek tabanca, tüfek, tank, top, uçak yok! Bu açıdan oyun 1985’te Arjantinli yönetmen Luiz Puenzo’nun “Resmi Tarih” filmini andırıyor. Orada da tek bir şiddet sahnesi olmamasına karşın çok ağır bir faşizm eleştirisi vardı.

Savaş metin olarak çok çarpıcı ama bunun seyirciye iyi yansıtılabilmesi ancak oyuna layık güçlü bir oyunculuk gerektiriyor. Başta Tilbe Saran ve Sermet Yeşil olmak üzere Damla Sönmez, Ecem Uzun, Erkan Avcı; Tiyatro Pürtelaş’ın bütün ekibi olağanüstü bir performans gösteriyorlar. Sizi Savaş’ın içine çekiveriyorlar. Bütün kiri, pası, rezilliğiyle Savaş’ın bir parçası haline geliveriyorsunuz.

Oyun o kadar sahici ki, çıktığınızda silkinip “bu bir oyun” demek istiyorsunuz ama öyle olmuyor. Sizi alıyor oradan getirip bir bataklığın ortasına bırakıyor. Herkes aynı derecede kirli!.. Savaş’a karşı çıkmanın onuru ile bunu başaramamamın ezikliği arasında sıkışıp kalıyorsunuz.

Savaş tarih kitaplarının, gazete-dergi-televizyon haberlerinin yazdığı gibi kahramanlık hikâyelerinden ibaret değil. Onları herkes görebiliyor. Arkasında kalanlar ise insanları, insanlıktan çıkartan “insani” haller… Kocasının erkek kardeşiyle sevgili olup yatan kadın, fahişelik yaparak geçimini sağlayan genç kız, henüz 11 yaşındayken ilk cinsel deyimini para karşılığı yaşlı bir adamla yaşayan küçük kız, bütün bunları hisseden ama gözleri savaşta kör olduğu için göremeyen bir baba… Kusturucu gerçekler!

Bosna Savaşı’nın başlamasından sadece 12 önce gün Saraybosna’ya girmiş, Alia İzzet Begoviç ile tarihin kırılma noktasında görüşebilmiş benim gibi bir gazeteci için daha acı verici bir oyun Savaş!

2 Şubat 1992’de Begoviç, arabulucular Lord Davit Owen (İng. Eski Dış İşleri Bakanı) ile Cyrus Vance (ABD eski Dış İşleri Bakanı) görüşmüş, Bosna Parlamentosu’nu bilgi vermek için Hükümet Konağının merdivenlerinden inerken odasına uğrayıp ayak üzerini 15 dakika Türkiyeli bir gazeteciyle görüşmüş, “Anneannem Üsküdarlıdır” demişti.

Sonra “kanlı bir dönem” başlamıştı Avrupa’nın ortasında… Bosnalı Gabriela birkaç yıl sonra Makedonya’daki mülteci kampında anlatmıştı bu satırlarını yazarına, kangren olup kesilen bacağının öyküsünü:

-Savaşın başladığı ilk gün 28 yıllık Sırp komşumuz elinde av tüfeğiyle bizim ev girmiş gelinime tecavüz etmeye uğraşıyordu. Ne yapıyorsun diye üstüne yürüdüm, tüfeğini ateşledi, beni bacağımdan vurdu!

İsveçli yazar Lars Noren oyunda benzer bir sahneyi de ustaca anlatıyor. Sırp Marco, Boşnak komşusunun evine girmiş annesinin gözleri önünde kızına defalarca tecavüz etmişti.

Savaş oyununun her şeyi çok iyi ama sahne düzeni ve kostüm tasarımını yapan Gamze Kuş’u ayrıca alkışlamak gerekiyor. İzleyicilerin tamamını alıp Savaş’ın ortasına koyuveriyor. Eve döndüğünüzde yıkanmak istiyorsunuz.

Savaş insanları işte böyle yapıyor!

Beyaz gömlekli adam

Kabadayı kıraathaneden içeri girmiş bir nara attıktan sonra kendisini ilgiyle izleyenlerin gözlerinin içine bakarak:

-Hepinizin ağzına mıçacağım! diyor.

Sonra köşedeki masada tek başına oturan adamı işaret ediyor:

-Beyaz gömlekli, sen hariç!..

Kafası iyi, şöhreti de yaygın olduğu için kimse bir şey diyemiyor. Kabadayı yine bir nara atıp, herkesi kapsayan küfrünü savuruyor:

-Beyaz gömlekli, sen hariç! demeyi de ihmal etmiyor.

Kabadayının yakınındakilerden biri korkarak “ağam, kusura bakma ama” diyor:

-O beyaz gömlekliyi niye ayırıyorsun?

Kabadayı gülüyor:

-Onunla da kıçımı sileceğim!