KÜÇÜK ÇOCUK KOCA ÜLKE OLDU

Berkin Elvan eğer o sıcak Haziran’da yaralanmasaydı, büyük bir ihtimalle onu hiç tanımıyor olacaktık. Gençlik cehennemi olan bu ülkede ne yazık ki, biz gençlerimizi ancak öldürüldükten sonra tanıyoruz. Berkin’in ölüm haberinin kara bir bulut gibi ülkeyi kapladığı gün (11 Mart 2014) Artı 1 TV’de Can Dündar’a bağlanan Ece Temelkuran boğazına düğümlenen hıçkırıkla şöyle diyordu:

-Ben bu çocukları öldürülmeden tanımak istiyorum!

Ama Türkiye’nin özel(!) siyasi iklimi her dönemde benzeri güzergahlardan geçiyor.

Arkasında kalan kanlı ve karanlık yolda gencecik insan bedenleri kalıyor!

Berkin’in toprağa verildiği gün yani dün 12 Mart, bizim için bir başka acılı dönemin başlangıç tarihine denk geliyordu. Takvim yaprağıyla özdeşleşen o dönemde gençler sürek avı ile öldürüldüler. İçlerinden sağ kalanlar arasında olan dönemin DEV-GENÇ Başkanı Ertuğrul Kürkçü yıllar sonra küçük bir dertleşme anında bu satırların yazarına şöyle diyecekti:

-12 Mart’ta gençliğin kafasını kopardılar!

12 Mart; Denizleri, Mahirleri, Ulaşları, Sinanları, İboları öldürüp geçti. Ardından 12 Eylül geldi. O da 17 yaşındaki Erdal Eren ile başladı kıyımlarına…

12 Eylül uzun erimli projeydi. Devlet ülkenin Batısını temizlemişti(!) bütün hışmıyla Güneydoğu’ya Kürt gençlerine yöneldi. (Devlet öldürülecek Kürt genci kalmayınca “Barış Süreci” başlattı!)

1997’deki 28 Şubat Süreciyle yeni bir siyasi organizasyonun fitili ateşlendi. Bir türlü yüzde 25’leri aşamayan Siyasi İslam, estetik cerrahiyle yüz değişikliği yaparak 2002 Seçimleriyle sahneye çıktı.

Artık askerlerin devri sona ermişti. Eski bir mağdur başa geçmişti. Türkiye demokrasiye doğru “İleri” doğru hamle yaptı. Yeni iktidar 11 yıllık kesintisiz yönetiminden sonra gelip devletin zulüm durağına park etti! İlk büyük sınavında da devletin vurucu gücünü gençlere çevirdi.

Gezi Parkı Direniş’iyle birlikte tıpkı 12 Mart 1971’deki gibi gençleri göz önünde birer birer öldürmeye başladı. Siyasi duruşunun önemi yoktu. Genç olması yetiyordu. Berkin Elvan gibi henüz genç olma aşamasına bile varamayanlar da bu şiddetten nasiplerini aldılar.

Yaşanan hiçbir şey boşuna değildir. Berkin’in uzun yaşam savaşını kaybetmesiyle birlikte bütün ülke ayağa kalktı. Bu büyük tepkide ülkenin kara tarihine gömülmüş bütün gençlerin acısı ve öfkesi vardı.

Küçücük bir çocuk, koca bir ülkeyi bir araya getirdi!

Erdoğan basını hariç!

12 Mart 2014 tarihli gazetelerin tamamında Berkin Elvan için duyulan acının “izleri” vardı.

Sadece Tayyip Erdoğan’ın (AKP değil) “özel destekçisi” olan gazeteler hariç… Berkin Elvan’ın katledilmesi o kadar büyük bir haksızlıktı ki, yürek dayanması zordu. Yaygın basında biraz insanlık kalmıştı. Onu gördük dün sabah gazete manşetleriyle…

Berkin Elvan için bütün Türkiye’den haklı tepkiler yükseldi. Bununla da kalmadı. Avrupa Birliği’nin gündemine de girdi bu ağır katliam… AB’nin genişlemeden sorumlu komite üyesi Stephan Füle “Berkin için çok üzülüyorum” dedi…

Bizim “Zalim”den ise tek pişmanlık kelimesi duyamadık!

Zülfü Livaneli’nin ünlü türküsü tam da bu durumu anlatıyordu yıllar öncesinden: Kardeşin duymaz eloğlu duyar!

Bizimki kendisini vatandaşlarıyla değil Ortadoğu’nun ezilen uluslarıyla kardeş görüyor!

Onlar için de bir ölçüsü var tabii: Sünni Müslüman olmaları şartıyla!

Ankara’da Berkin Cenazesi

Bu satırları BirGün’ün Ankara bürosundan yazıyorum. Bir saat önce Güven Park’ta Berkin için toplanan ağırlığını liseli gençlerin oluşturduğu kitlenin arasındaydım. Çocuk yüzlerinde ağır bir hüzün vardı. Berkin sanki onların sınıflarından bir sıra arkadaşıydı.

Berkin’in annesi Gülsüm Elvan evlat acısıyla yanar yüreğinden şöyle haykırmıştı: Benim kuzumu Allah almadı, Tayyip Erdoğan aldı!

Ankara’daki liseliler bu tespiti alıp, Başbakan için kendi mitinglerinde yapılan bir tezahürata bindirmişlerdi. AKP Mitinglerinde “Kara Basma İz Olur” türküsünün nakarat bölümünü “Recep-Tayyippp-Erdoğannn” diye seslendiriyorlardı.

Dün Güven Park’ta bu nakarat, bir kelime fazlayla, bildiğiniz hale gelmişti…