ATEŞ ORMANLARI ARASINDAN(*)

Nâzım Hikmet’le karşılaşıp görüşmek kısmet olmadı ama; onun öğrencileri, sürdürümcüleri olan 1940’lı yıllar toplumcu şiirimizin bütün ustalarıyla tanışıp görüşmenin ötesinde dost, arkadaş, kardeş olma mutluluğunu yaşadım.

Rıfat Ilgaz, A.Kadir, Enver Gökçe, Ahmed Arif, Arif Damar ve elbette Hasan İzzettin Dinamo…

Her biri ayrı bir değer, şiirimizin bir doruğu, hiçbir zaman eksilmeyecek,kurumayacak yaşam kaynaklarıdır.

Onları birleştiren ortak özelliği bir kaç sözcükle dile getirmem gerekse, Dinamo’nun bir dizesiyle, “ ateş ormanları arasından” geçmiş olmaları derdim…

Gerçekten de her birinin yaşam öyküsü zindanlar, sürgünler, işkenceler, işsiz kalmalar, yalnızlıklar, ve yoksulluklarla örülüdür.

Öyle ki bütün bu sıkıntılar 1940’lı yılların faşist baskı dönemi,
50’lerin yine baskıcı koşullarıyla sınırlı kalmamış, yaşamları boyunca onları izlemiştir…

Bütün bu katlanılması güç zulümlere, baskılara, yoksunluklara karşın, onlar, yine sevgili Dinamo’nun 21.Yüzyılın İnsanları’na Şiirler’inden dizelerle söyleyeyim, “sabahı olmayan gecelerde/bir Eyüp sabrıyla beklemeyi” bilmişlerdir…

Beklemek… Fakat aynı Eyüp sabrıyla ve bir Prometheus inadıyla, inancıyla, direşkenliğiyle çalışıp üreterek, yaratarak;asla ümitsizliğe, çaresizliğe düşmeksizin, yenilmişlik duygusuna kapılmaksızın…

Onları ayakta tutan, yenilmez kılan inanç; özgürlüğe, barışa, vatana, dünyaya, çalışan insanın yaratma yetisine bağlılıkları, yaşam sevgisi ve sevincidir…

Şu anda şiirlerinden bir seçkiye bir önsöz yazma onur ve mutluluğunu yaşamakta olduğum Hasan İzzettin Dinamo; yapıtıyla, yaşamıyla ve tanıdığım insan kişiliğiyle anıtsal bir değerdir.

Onu şimdi şu anda da, çok yıllar önce Cağaloğlu yokuşunda karşılaştığımız günlerdeki gibi, apak saçları, pürüzsüz ve aydınlık yüzü, ışık dolu bakışları, her zaman tiril tiril gömleği, ütülü pantolonu
ve yine her zaman tertemiz bir mendille bir halk insanı gibi alnının, boynunun terini silerek ağır adımlarla yürüdüğünü görüyorum…

Birkaç kez imza günlerinde birlikte olduk.

Sesini hiç yükseltmeksizin konuşmasında, karşısındakinin sözünü kesmeksizin dinleyişinde; zekâ, dikkat ve kimi kez mizah kıvılcımları kımıldayan bakışlarında, büyük, derin bir yaşanmışlığın
izleri, olgunluğu, damıtılmışlığı vardı…

Kişiliğine, şiirlerine, romanlarına her zaman sevgi ve saygı duydum.

Toplumcu şiirimizin ortak temalarını kendine özgü sesi,dili, etkileyiciyi vurguları ve özgün sözcükleriyle işleyen Dinamo, doğaya olan sevgisi, ilgisi ve bu konudaki incelikli şiirleriyle de şiirimizde ayrı bir yere sahiptir:

O, bir örste döver gibi, çeliğe su verir gibi, inançla, inatla, çalışkanlıkla en ümitsiz günlerden aydınlıklara çıkmayı başarmış; şarkılarını gelecek yüzyıla, yüzyıllara da ulaştırabilmiş ender yaratıcı insanlarımızdandır.

Maksim Gorki’nin unutulmaz Danko’su gibi, göğüs kafesinden söküp çıkardığı alevlenen yüreğiyle “ateş ormanları arasından” geçerken, uğradığı haksızlıklara karşın, insanların, insanlığın yolunu aydınlatmayı başarmıştır.

Anısı önünde içten bir sevgi ve saygıyla, hayranlıkla eğiliyorum.

(*) Hasan İzzettin Dinamo’nun aynı adla Tekin Yayınevi’nce basılan şiir kitabına önsözüm.