BUGÜN ÖNEMLİ BİR ŞEY OLMADI

Sevgili,

Geçen hafta Bastille’den söz ederken alkıma geldi ,Melih Cevdet Anday birkaç kez altını çize çize anlatmıştı. Kral 16 Louis 14 temmuz 1789 da, günlüğüne şunları yazmış:

-Bugün önemli bir şey olmadı.

Oysa, o gün Kral’ın Versailledaki sarayına 30 – 40 kilometre mesafedeki Bastille’de hapishane basılıyor, mahkumlar serbest bırakılıyordu. Sonradan herkes 14 bu olayı Fransa ihtilalinin başlangıcı olarak kabul edecektir.

Şimdi buradan hangi sonuca varmalıyız?

Kral’ın şapşalozluğuna mı?

Gerçi, saat tamiri konusunda üstat olan Kral’ın, özel yaşamdaki bütün çağcıllarını yaya bırakan, erdemli tavrına karşın pek akıllı ve uyanık olmadığında tarihçiler hemfikir ama, buradaki saflık bizzat kralın kendisinden mi kaynaklanıyordu, yoksa tarihin yüklediği rolden mi?

Tarih sahnesinde devrini tamamlamış bir aktörün, zeki görünmesi mümkün mü?

Burada aktörün kişiliği değil, rolün içeriğidir önemli olan.

Öte yandan, Bastille’den 14 temmuz çıkarılanlar,bir kaç meczup ile biçareden ibaretti.

***

Peki o zaman neden, dünyanın çehresini değiştiren büyük devrimin başlangıç tarihi olarak, illa 14 temmuz 1789 kabul edilir?

Öyle ya, tarihin hızının olağanüstü bir ivme kazandığı o dönemde daha nice olay olmuştu. Mesela neden, Etats Generaux ‘nun dağılmasını isteyen Kral’a “gidin efendinize söyleyin biz buraya halkın iradesiyle geldik, ancak onunla dağılırız diyen Mirabeaux’nun sözleri başlangıç kabul edilmez?

Ama hangi tarihi milat kabul edersek edelim, bu soru yine sorulacaktır.

Ne denli abes olursa olsun, tarihçiler de, ölçüp biçmeye meraklı mühendisler gibi, mutlaka her şeye bir başlangıç ve bitiş tarihi bulacaklardır.

Hatta zaman zaman olaylara söylence boyutu da katacaklardır. Ne gariptir ki, unutulmaz olarak bellekte kalanlar da,en çok bunlar olmaktadır.

Örneğin yine Fransa Devrimi ile ilgili olarak, halk aç yiyecek ekmek bulamıyor dendiğinde, Maire Antoinette’in verdiği “ o zaman pasta yesinler!” yanıtını bilmeyen yoktur. Ne var ki, kimi tarihçiler ısrarla böyle bir şeyin söylenmediğini ileri sürerler.

Boşuna mı ,değerli dostum Yiğit Okur, “Deniz Taşları” adlı yapıtında tarih profesörü İngiliz Hanry Hanry’e o eşsiz mizahıyla şunları söyletir:

-Tarihin çekirdeğindeki gerçeği bilen yalnız casuslardır. Kitaplarda okuduğun boyamadır.

***

Tarihi kim bilir bilmem, ama bildiğim o ki, tarihçiler mutlaka her şeyin başlangıcını ve bitişini tarihlemek zorunda hissederler kendilerini.

Ama incelenen bir olay, illa o zaman mı başlamıştır onu söylemek mümkün değildir.

Örneğin Fernand Braudel Osmanlı’da ilk yorgunluk belirtilerini Kanuni’ye kadar uzatır.

Bu saptamayı da, her 21 haziranda,hep hatırlarım. Çünkü kısa günlerin hüznü bende en uzun günün akşamı başlar.

Kafan ters ise, en uzun günde uzun gecelerin hüznünü, en kısa günde ise uzun aydınlık günlerin müjdesini yakalarsın!

Diyeceğim o ki, neyin ne zaman başladığını, tam olarak kestirmek mümkün olmuyor.

Bir aşkın bitişinin başlangıç tarihini kesinlikle saptamak mümkün mü?

İlk kavgalarla mıdır, kavgaların artık tahammül edilmez hal aldığı zaman mı, yoksa her şeyin dorukta görüldüğü anda şöyle bir belli belirsiz hissedilen kanıksama, bıkkınlık duygusu mudur sonun ilk tohumlarının düştüğü an?

İnsanoğlu, her şeyi ölçer, biçer, numaralar, tarihlerken tuhaf durumlar da oluyor.
Örneğin ölüm süreci ne zaman başlıyor?

Ölümcül mikrobun hükmünü icra etmeye başladığında, kazanın etkisi can damarlarını kestiğinde mi? Yoksa daha doğduğun anda mı başlıyor ölüm süreci.

Diyalektik açıdan bakarsan bu son görüş yanlış değil. O zaman da yaşam, ölüm sürecinin başlangıç ve sonu arasında geçen süreden başka bir şey olmuyor.

Çok korkunç, ama heyhat gerçek!