ÖYLELERİ AZ KALDI

Sevgili,

“Bugün burada, andığımız ve anısı önünde saygıyla eğildiğimiz, Aydın Aybay’ın öğrencisi sonra da meslektaşı olan değerli dostum, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, 1 mart 2014 de TÜMÖD toplantısında yaptığı konuşmada ‘ üniversitenin misyonu kültür aktarımı, meslek eğitimi bilimsel araştırmanın yanı sıra toplumu eğitmektir’, diyor ve ekliyordu:

-Ama artık üniversite bu görevini yerine getirmiyor ve bu yüzden artık örnek kurum olmaktan çıkmış bulunuyor.

Bu konuşmanın üzerinden iki haftadan biraz fazla geçmişti ki, Milliyet Gazetesi’ndeki bir haberi okuyunca, eski dostum ve okul arkadaşım değerli bilim adamı Köksal Bayraktar’ın söylediklerini düşündüm.

Yıllardır sesi çıkmayan üniversitelerimizin çeşitli ilahiyat fakülteleri’nden 110 ilahiyatçı öğretim üyesi nihayet bir araya gelerek bir bildiri yayınlayıp, görüşlerini halkın değerlendirmesine sunmuşlardı.

Ama ben bunu okuyunca, “nihayet Köksal Hoca’nın istediği gibi bilim adamları!” demedim. Çünkü bu ilahiyatçıların hepsi, diz boyu olmuş yolsuzluğu hırsızlığı, hukuksuzluğu görmezden gelip, Tayyip Erdoğan iktidarına selam çakıyorlardı. Her halde halkı bilgilendirmek denen şey, üniversite mensupluğuyla bağdaşmayan bu acındırıcı tabasbus olmasa gerekti.”

***

Yukarıdaki satırlar Sevgili, dün Nazım Hikmet Vakfı’nda andığımız Aydın Aybay ile ilgili konuşmamdan alınmıştır.

Konuşma metnini hazırlarken baktım. 6 mart 2013 te aramızdan ayrılan Aydın Hoca’yı yitireli hemen hemen bir yıl olmuş.

Aydın Aybay , kardeşi Rona Aybay gibi benim de Mine’nin de hocalarımız idiler.

Yanlış anlaşılmasın, bizim sınıfa derse gelmediler.

Ama olsun onlar yine “bizim hocalarımız”dılar.

Onlar bize gelmeseler bile biz onları araştırırdık bulurduk. Öyle de yaptık.

Aydın Hoca’yı yalnız bizim değil, gerçekten bütün toplumun hocası yapan neydi?

Değerli hukukçu ve bilim adamı dostum Fazıl Sağlam’ın her zaman hayranlıkla belirtmiş olduğu gibi, seksen yaşını aştığında bile pörsümeyen zekası, gevşemeyen hukuk ihatası, azalmayan çalışma azmi ve kapasitesi mi?

Bütün bunlar çok önemli hususlar olmakla birlikte, kimi başka hocalarımızda da vardı ama, onlar yine de “bizim hocalarımız” değildi.

Aydın Hoca’yı, kimi başka örnekler gibi, bizim ve tüm halkın hocası yapan, kimileri gibi, değerli bilgisiyle, halkın ve bizim aramızdan ayrılıp, seçkin hukukçuların hani neredeyse Tanrılar katındaki safına çekilerek, öğrencilerinden, toplumdan kopmamış olması, bilakis onlarla iç içe yaşamayı sürdürmesi, onların dertler ve sorunlarıyla hemhal olmasıydı.

***

Aydın Hoca’ya hangi vesileyle yanaştım, onunla ne zaman tanıştım, şimdi hatırlamıyorum.

Üniversite kavramı Sevgili zaman zaman çok eksik algılanır. Oysa orada öğretimin bilimselliği nesnelliği kadar, hoca ile öğrencinin yakınlığı da önemlidir.

Öğrencinin üniverstedeki hocasından kürsü dışında öğreneceği, ilgili bilim dalı ve disiplin dışında da alacağı vardır, olmalıdır.

İstanbul Üniversite’nde 1960 – 64 yılları arasında okurken, bu yönden çok yararlandığım hocalarım oldu. Ailece hukukçu olan Aydın Aybay onlardan biriydi.

Hep merak etmişimdir, öğrenci hayat boyu öğretmeni olacak kişiyi nasıl seçer el yordamıyla mı, belki ama sanmam, kulaktan kulağa yayılan şöhreti dolayısıyla mı, evet ama o da tam belirleyici bir husus değil,hele hele Aydın Aybay gibi kendin söz ettirmeyi pek sevmeyen popülarite peşinde olmayan, popülizm prim vermeyen sapına kadar bir bilim adamı için hiç değil.

Ama, her zaman bir bilim adamı sadeliği ve alçak gönüllülüğü içinde yaşamış olan Aydın Hoca ile ilişkimiz., ömür boyu sürdü. Kuruluşunda büyük katkıları olan Cumhuriyet Vakfı için çalışmalarına duyduğum hayranlık da onu pekiştirdi.

Şimdilerde bakıyorum, üniversitelerimizde Aydın Hoca gibiler çok azaldı, öyle olmasaydı, bunca olay karşısında sayılarını bilmediğim üniversiteler, böylesine sessiz, tepkisiz, işlevsiz kalabilirler miydi?

Adının önündeki hukukçu ve hoca sıfatlarının her ikisinin de., büyük “H” ile yazılmasını hakketmiş Hocam’ı sevgi, saygı ve özlemle anıyorum.