YEREL UMUTLAR, YENİ UFUKLAR

Herşeyin bir anda bitip başladığı hayat, tüm insanlar için sürprizlerle dolu olup, hep « eğer »li gelecek içerir. Eğer bir dakika, bir gün ya da yıllarca süpriz olmayacaksa geçerlidir, yaşama ilişkin projeler, planlar…

Ama dünyada, « eğer »ler daha çok kişiler içindir. Devlet, hükümet ya da politika temelinde bir anda herşeyin değiştiği çok azdır.

Oysa Türkiye’de, toplumsal yaşama ilişkin bu yapılar da kişiler kadar sürprizlere ve tepetaklak olmalara, hatta dün varken, bugün olmamalara bile açık !

Gezi miladından beri hemen her gün, hatta günde birkaç kez yaşadığımız ve hepsi kötü sürprizler, bu saptamanın kanıtıdır.

İşte bu anlamda, eğer önümüzdeki birkaç gün içinde ölmez sağ kalırsak, eğer yine ülkecek tepetaklak olunacak bir şeyler yaşanmazsa, eğer 30 Mart’ta öngörülen seçimler yapılırsa… 31 Mart günü, yerel yönetim kadroları yenilenmiş ya da eskileri tazelenmiş olacak.

***

Belediyeler, toplumsal çevrenin düzenleyicisi olarak, insanların birebir yaşamını etkileyen, hatta özgürlüklerini genişletip kısıtlayan alan yönetimleri. Gündelik yaşama, hükümet politikasından çok, belediyenin politikası yön veriyor.

Eğer inşaat ve imar rantı uğruna yeşil alanların talanından bıktıysak, eğer toplumsal özgürlüğü kısıtlayan yasaklar ve mahalle baskısından usandıysak, 30 Mart’ta yaşamsal alanımızı ya rantçı yasakçılardan korumak ya da kurtarmak için oy vereceğiz.

Ben Türkiye’nin yaşanılır bir yer kalması için AKP’nin iktidardan düşmesi, kentlerin de insanları özgürce yaşatabilmesi için AKP’li belediyelerden korunması ya da kurtulması gerektiğine inanıyorum. Çoğu yerde bunu başarmak, muhalif oyların bölünmemesine bağlı. Dolayısıyla oyumu, yaşadığım il, ilçe ve mahallede, seçimleri kazanma şansı en yüksek muhalif adaylar için kullanacağım.

Seçimler öncesi, CHP’nin İstanbul’daki başkan adaylarından bazısını zaten tanıyordum, bazısını da tanımak, sorgulamak fırsatım oldu.

***

Çalışkan arkadaşım Aylin Kotil’in idealleri kadar çözümcü iradesiyle Beyoğlu’na çok yakışan bir başkan ve yıllardır Ankara’daki baş muktedirin hem rant, hem de yasak taşeronluğunu yapan Ahmet Misbah Demircan’ın bu ilçede açtığı yaralara merhem olacağına eminim.

Kadıköy’de Aykurt Nuhoğlu, mühendislik birikimi, kadın erkek eşitliğini tam sağladığı ekibi, toplumsal katılımcı projeleriyle olduğunca, alçakgönüllü ulaşılırlığıyla da güven veriyor.

Hiç ilgim ve bilgim olmayan bir ilçenin, Beylikdüzü’nün CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu tanımak ise gerçekten güzel bir süpriz oldu. Siyasal adanmışlığı, dürüst geçmişi, yönetim kurulu başkanı olduğu aile şirketi ve bireysel başarılarıyla, pırıl pırıl, sporcu disiplini taşıyan bir genç adam, Ekrem İmamoğlu. « Beylikdüzü’nün olağanüstü güzel bir sahili vardır, ne hale getirdiler, görseler ağlarsınız ! » derken, inandım ona. Beylikdüzü’nde 2019’a kadar yapılacak düzenlemeleri içeren Kentsel Gelişim Planı da çok ciddi ve ayakları yere basan bir çalışma. Umarım Beylükdüzü’ne başkan olur.

***

CHP’nin İstanbul büyük şehir adayı Mustafa Sarıgül’ü ise zaten yıllardır tanımayan yok. Şişli Belediye Başkanı olarak gösterdiği başarıyı, kimse tartışmıyor. İBB Başkanı sıfatına çok hazır olduğu belli ve Şişli’de neler yaptığı, İstanbul’da neler yapacağına ölçü alınabilir.

Ancak Mustafa Sarıgül’ün benim açımdan en değerli iki niteliği var : Özgürlüklere saygılı bir barış alanı yaratır. Sarıgül’ün yönettiği yerde herhangi bir « mahalle baskısı » olmadan yaşanır, bir. İkincisi, halkın istemediği hiç bir proje yapmaz, dayatmaz, Sarıgül.

Yaşadığımız koşullarda, bu iki nitelik bana yeter hale geldi, doğrusu…

Ayrıca bu seçimlerde, hepsi konusunda uzman kişilerin hazırladığı, akılcı projelerle karşımıza çıktı, Sarıgül. Herşeyi bilmekten çok, bilenleri toplayıp bilenlerle çalışmanın önemini vurgulayan biri için, bu anlamda sözünü tuttuğu söylenebilir.

Özetle, 31 Mart sabahı halkın her istediğini olmasa bile istemediğini zorla yapmayan yerel yönetimlere uyanmak dileğiyle !

Politikada her hâta, bir cürümdür.
Eugène Chatelain

«G» NOKTASI

Eğer kentleri, kamu çıkarına göre tasarlayan ve yöneten belediyelerimiz olsaydı ; benim de özelinde İstanbul, genelinde tüm kentlerimiz için bir önerim olurdu, başkanlarına : Her belediyenin, kaldırım döşeyecek, asfalt dökecek, hatta çukur kazacak ustaları ve işçileri yetiştireceği bir eğitim merkezi açması. Belki böylece göçüksüz kaldırım, çukursuz asfalt sahibi kentlerimiz olur, üstü kartonla örtülmüş çukurlara da düşmezdik…

Bir de özelinde İstanbul, genelinde büyük nüfuslu tüm kentlerimizi saran kubur kokusu, gerçekten kader midir, yoksa önüne geçilebilir mi, diye düşünür dururum, yıllardır…

Acaba kanalizasyon altyapısını yönettiği il ya da ilçeyi kokutmayacak biçimde islah edecek bir babayiğit çıkar mı, yeni başkanlar arasından ?

Olmayacak duaya amin dediğimin farkındayım ; ama denizlerin bile koktuğu yerde yükselen gökdelenlere « bok üstünde badem » denilmesine de ramak kaldı !