HER ZAFERİ BOZGUN

Pazar günkü yerel seçimler kamuoyu yoklamalarının gösterdiği şekilde, sürprizsiz bitti.

Seçimlerde sürpriz olmadığını söylerken, öngörüler ile, sonuçlar arasındaki uygunluğu kastediyorum. Yoksa bu kadar yolsuzluğa batmış, hakkında bunca suçlamaya kuşkuları giderecek yanıtlar verememiş bir iktidarın,sandıktan böylesine yıpranmadan çıkması başlı başına bir sürprizdir. Böylesine baskı yöntemlerinin alıp yürüdüğü , sosyal medyanın bile susturulmaya çalışıldığı bir ortama, seçmenin gerekli tepkiyi vermemiş verememiş olması eğer sürpriz olarak algılanmıyor, olağan karşılanıyorsa, o sözü geçen ülkeyi küçümseyip, “zaten bunların layığı da budur” denmesi anlamını taşır ki, hazmı da güçtür.

Ama ne yapalım ki, seçim sonuçları gibi bunu da hazmetmek zorundayız.

30 mart seçimlerini , Cumhurbaşkanlığı ve eğer öne alınmazsa, 2015 de yapılması öngörülen genel seçimleri de kapsayan süreç içinde irdelemek daha doğru olacaktır.

Ama şimdiden varılabilecek bazı sonuçlar olduğu da açıktır.

Şu an için tereddütsüz söylenilecek olan seçimin galibinin , Tayyip Erdoğan ile partisi olduğudur.

Bu büyük yengiye baskı gerginilik ve yolsuzluk söylentilerine omuz silkme yöntemiyle, toplumun derin ve gittikçe onulmaz biçimde ayrışması pahasına varılmış olduğuna göre, Türkiye ve demokrasisinin de Tayyip Erdoğan gibi bu işten kazançlı çıktığını söylemek mümkün değildir.

***

Zaten karşı karşıya bulunduğumuz en acı olay da Türkiye ve demokrasisi ile Erdoğan’ın kazançlarının birbirlerine tamamen zıt olması.

Evet, Erdoğan demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, özgürlükler falan gibi bir kaygısı bulunmayan, sağlam bir çekirdeğe dayandığı için, Cumhuriyet tarihinin en baskıcı ve totaliter rejimini uygulayarak, sandığa giderken, kazançlı çıkabilir.

Ama bundan ülke ve demokrasisi ne yarar sağlar söyler misiniz?

Evet, Erdoğan, sağlam çekirdeğinin desteğini pekiştirmek için, toplumsal gerginliği, çatışmanın sınırına kadar dayayacak şekilde arttırmakla umduğu kazancı elde etmiş olabilir.

Ama Türkiye’nin böyle kritik bir eşiğe dayanmakla, ne büyük tehlikelerle burun buruna geldiğini düşünebiliyor musunuz?

Türkiye zaten, çok büyük bir etnik gerginlik ve bölünmüşlük ortamı içinde yaşıyor, şimdi gerginliğe gerginlik, bölünmüşlüğe bölünmüşlük katmakla toplum ne kazanç elde edebilir ki?

Onun için şunu rahatlıkla söylebiliriz:

-Tayyip Erdoğan’ın her zaferi Türkiye’yi daha büyük daha tehlikeli, bozgunların, dağılmaların eşiğine getirip, bırakıyor.

***

Türkiye’nin gerginliklerini atlatması, etnik veya kültürel bölünmüşlüklerin üstesinden gelmesi için, toplumun daha demokrat, daha hoşgörülü daha sağduyulu olması gerekirken, Tayyip Erdoğan onu, kendi istediği doğrultuya yöneltebilmek için, daha muhafazakar bir çizgiye çekiyor. Muhafazakarlıkla hoşgörü ve demokrasinin bir ölçüde bağdaşabilmesi ancak yüksek bir kültür düzeyi ile mümkün. Oysa, Türkiye eğitim ve kültür düzeyi düşük bir ülke, bir de bunun üstüne, tutucu eğilimlerini keskinleştiren kışkırtmalar eklendi mi, tehlike daha da büyüyor.

Bu düzenin ekonomik tabanı ise, üretime değil, tabii ki, avanta ve talana dayanıyor.

Avanta ve talan örgütlenmesi çevresinde birleşen tutucu çevrelerin oluşturduğu gerginlik duvarını aşmak ise mümkün olamıyor.

Bu koşullar sürdükçe de , söz konusu duvarda gedik açmak, güç hatta olanaksız görünmektedir.

Ne var ki, koşulların böyle sürmeyeceği avanta ve talan ekonomisinin sınırına gelindiğinin işaretleri belirginleşmeye başlamış bulunmaktadır.

O zaman bu duvar kendi içinden yıkılacaktır, yıkılmaz sanılan nice duvar gibi…