TOPAL DEMOKRASİ

Cumhuriyetin ilk serbest seçimi 1946 oylamasını hatırlamıyorum. Ama on yaşında olduğum sırada yapılan 1950 seçimlerini iyi kötü anımsıyorum.

O seçimler yaşamsaldı, olağan bir seçim olarak algılanmadı.

1946 şaibeliydi, ama 1950 özgür bir seçim oldu. Peki özgür seçim neden olağanüstü olsun?

Hadi, onun yaşamsal olmasının ilkliğinden kaynaklandığını düşünerek doğal kabul edelim. Peki 64 yıl sonra yapılan son seçimin hala normal sayılmayıp, olağanüstü kabul edilmesinin ve yaşamsal olarak algılanmasını nasıl açıklayabileceğiz?

Eğer bir ülkede, 64 yıl boyunca yapılan seçimlerin hepsi olağan dışı ve yaşamsal ise orada garip bir durum, bir bozukluk var demektir.

İktidarın el değiştirdiği 1946 seçimlerinde, sağduyu sahiplerinin en büyük temennisi şuydu:

-Kim iktidara gelirse gelsin, önemli olan her şey dürüst olsun demokrasi kazansın!

1950 seçimlerinde demokrasi kazandı, DP iktidara geldi.

Daha doğrusu öyle sanıldı.

Hemen iki dönem sonra, sandıklardan oylar çalındı. İktidara oy vermeyen iller ilçe yapıldı. Gaziantep’in üstünden jetler uçuruldu, demokrasi rafa kaldırıldı.

Demokratik bir şekilde iktidara gelen Demokrat Parti, demokrasinin kurallarını uygulamıyor, kurumlarını rafa kaldırıyordu.

Peki 1957 seçimlerinin meşru galibi kimdi?

Bu sorunun olumlu yanıtı yoktur. Çünkü demokrasinin galip çıkmadığı bir seçimin meşru yani demokratik galibi olamaz.

***

Görülüyor ki, diğer kuralları da birlikte çalışmadığı, bütün kurumlar ve kurallar birbirleriyle ahenkli bir şekilde işlemediği takdirde, tek başına sandık demokratik meşruiyetin ölçütü olamaz.

Ne yazık ki, Menderes ile başlayan uygulama, Türkiye’de topal bir demokrasinin doğumuna yol açmıştır. Bu da demokrasiyi sadece sandıktan ibaret gören bir zihniyettir.

Ne yazık ki, Türkiye’nin sağı demokrasiyi böyle algılamaktadır. Yalnız sandık kurumu çalışan, kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altına alınmış, hukukun üstünlüğü çiğnenmiş diyarlarda, bu yolu tutan zulmü egemen kılan yönetimlerin seçimle işbaşına gelmeleri zulmü meşru kılar mı?

Hayır!

Böyle bir durum olsa olsa, ülke nüfusunun bir bölümünün, belki de çoğunluğunun zulümden yana olduğunu kanıtlar ki, bu da zalimi zelillikten kurtarmaz.

Kaldı ki, Türkiye’de durum tam olarak da bu değildir. Tayyip Erdoğan’ın aldığı % 43 küsur oyun karşılığında bu zulmü onaylamayan, bir % 56 küsur oy vardır.

***

Bu seçimlerden sonra da, önceki seçimlerin akabinde olduğu gibi, kimi kibar zevattan “AKP kazandığı, CHP kaybettiği için yas tutuyorsun değil mi, …kına yak!” mealinde iletiler alıyorum.

Bu pek müeddep pek kibar zevata bildirmek istiyorum ki, hiç bir siyasi partiye mensup olmayan biri olarak, ne salt AKP’nin kazanmasına, ne de salt CHP’nin kaybetmesine üzülüyorum.

Tek amacım demokrasinin kalkınmanın adaletin kazanmasıdır.

AKP kazandı diye değil, demokrasi kaybetti diye üzülüyorum.

CHP kaybetti diye değil, daha özgür bir Türkiye olasılığı yaşama geçmedi diye üzülüyorum.

Eğer AKP Türkiye’de, özgürlüğü demokrasiyi adaleti eşitliği savunur ve bunları gerçekten yaşama geçirmeye talip olursa seçim zaferine kimsenin demokratik bir itirazı olamaz.

Türkiye’nin 68 yıldır seçim yapan bir ülke olarak hala normal bir seçim ortamına kavuşamamış olmasının tek nedeni sağın sakat demokrasi anlayışıdır.

Sağ ayağı sakat, sol ayağı cılız bir demokrasi ise, topal bir demokrasi olmaktan öteye geçemez.

Topal demokrasilerde ise ne özgürlük olur, ne adalet ne de sürdürülebilir bir kalkınma!