TUTSAK ARKADAŞLARA SELAM!

“Tutsak Arkadaşlara Selam” diye başladım , “gitmek” sözcüğüyle devam edeceğim…

Günlük yaşam içinde sayısız kez kullanmaya alışık olduğumuz, belki en çok kullandığımız sözcük…

Eve gitmek, ekmek almaya gitmek, işe gitmek, okula gitmek, sinemaya gitmek, parka gitmek, arkadaş ziyaretine gitmek vb…

Cezaevleri bu gitmeklerin en aza inmiş olduğu, bir çok gitmenin yasaklandığı yerlerdir.

Bu konuda az çok deneyim sahibi olarak, bir tek gün bile değil tek bir saat bile özgürlükten yoksun olmanın ne demek olduğunu bilirim.

Az çok diyorum, çünkü ülkemizde bu gün yaşanmakta olanlar darbe dönemlerinde yaşananlardan farksız olmakla kalmayıp bazı bakımlardan onları da geride bırakıyor.

Tutukluluk süresinin on yıldan beş yıla indirilmiş olması demokrasi yönünde bir adım sayılıyor…

Beş yıl süren bir tutukluluk…

Tüyler ürpertici ve ne yazık ki neredeyse olağan karşılıyoruz…

***

Ergenekon yalanı, sahteciliği, alçaklığı şimdilik çökmüş görünüyor.

Özgürlüklerine kavuşan arkadaşlarla karşılaşıp kucaklaşmanın tadı bir başka oluyor.

O rezil mahkeme salonunda, birkaç hukukçu müsveddesi karşısında savunmalarını yaparken görmeye alıştığımız dostlarımızı karşımızda dipdiri,sımsıcak görüp kucaklamak benzersiz bir mutluluk…

İlk sevinci Soner Yalçın’la yaşadık…Onu epeyce arayla da olsa Balbay izledi… Geçen hafta Bursa Kitap Fuarında, önünde biriken okur topluluğunu güçlükle aralayarak yanına ulaşabildiğim Tuncay Özkan yine kıpır kıpır, yine enerji doluydu… Sımsıkı kucaklaştık… İçerde nasıl onurla, inançla, çalışarak, üreterek yattılarsa, dışarıda da, öncekinden bile daha pırıl pırıl yaşamın içindeler…

Doğu Perinçek, Yalçın Küçük, Fatih Hilmioğlu, Kemal Alemdaroğlu, Turhan Özlü gibi dostlarımla tahliyeleri sonrasında henüz karşılaşıp kucaklaşmadık…

Onlara, özgürlüklerine kavuşan bütün yurtseverlere geçmiş olsun diyorum…

Fakat geçti mi gerçekten?

Uydurmasyon yargı kurulu dağıtılmış olsa da uydurma davalar sürüyor.

Yıllarca tutuklu kaldıktan sonra mahkûmiyet kararları Yargıtay’da el çabukluğuyla onanan yurtsever subaylar hapisteler.

Ergenekon, Balyoz, vb sahte davalar bütün sonuçlarıyla sona ermeden, ülkemizin üzerindeki karanlık tümüyle dağılmadan hiçbir şey geçmiş olmayacak…

***

Bu yazıda son günlerde aldığım iki cezaevi mektubundan söz etmek istiyorum.

İlki yine Silivri’den, Tümgeneral Sayın Yalçın Ergül’den.

Emekli demiyorum, çünkü bence bazı sanlara, rütbelere emeklilik sözü yakışmıyor.

Askerlik mesleğinde hakkıyla ulaşılmış rütbeler de bence bunlardandır.

Mektubunda , “General” adlı romanını cezaevinden çıktıklarında bana elden sunmak istediğini yazan Sayın Ergül’e benim için söylediği güzel sözler için teşekkür ederim. Kitabı ise, ilk karşılaşmamızda üzerinde konuşmak için hemen edinecek ve kuşkum yok ki bir solukta okuyacağım…

İkinci mektup “Bakırköy Kadın Hapishanesi C Koğuşu”ndan…

“Kadın” ve “Hapishane”… Yan yana olmaları ne kadar yadırgatıcı iki sözcük… Biri inceliklerin, güzelliklerin, emeğin, doğurganlığın, varoluşun; öteki karanlığın, kötülüğün, tutsaklığın simgesi…

Bir çiçekle de süslenmiş mektupçukta “Bakırköy Hapishanesi Özgür Tutsakları” adına Nurhan Yılmaz, 13 Nisan Pazar günü(tam da benim doğum günüm!) Bakırköy’de verilecek Grup Yorum konserine onlar adına da katılmamı istiyor…

Konseri izlemeye gidecek ve yine istedikleri gibi onlar adına halay da çekeceğim…

Evet, yerel seçimler için oy vermeye gidiliyor bu gün…

30 Mart tarihinin özgürlükler yönünde bir dönüm noktası olması , ülkemizin üzerine çeken bu lanet karanlığın dağılması dileği ile, içerde de özgür olma iradesini, inancını, direncini diri tutmayı başaran bütün tutsak arkadaşlara selam olsun…