KOCA TARİH BİR MASAL MI?

Sevgili,

30 mart seçimlerinin haftasında, pazartesiden cumartesiye, Venedikte idim.

Venedik tıpkı 49 yıl önce gördüğüm Floransa gibi, bir müze kent. Sanki kentin hiç dışarısı yok, her zaman her yerde bir sarayın salonlarında yaşar gibisin.

Napoleon bu duyguyu St. Marco meydanı bağlamında öyle dile getirmiş:

-Burası dünyanın en güzel salonu.

St. Marco meydanına gidince Mine ile ikimiz, bir zamanlar Sultanahmet Hipodrumunda imparator locasının üstünde bulunan dört at heykelini görmek istedik. Heykellerin orijinalleri San Marco kilisesinin içinde, replikaları ise, kilisenin meydana bakan balkonunda duruyorlar.

Mine orijinal heykellerin altındaki küçük açıklamayı okuduğunda isyan etti:

-Bak ne yazıyor! Heykeller İstanbul’da bulunmuş diyorlar. Sanki burada yapılmış, kaybolmuş da sonradan bulunmuşmuş gibi. Oysa düpedüz yağma bunlar. Yalancılar!

Öfkelenmekte haklıydı. O atlar Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında 1204-1261 yılları arasında İstanbul’u işgal etmiş Latinler tarafından yağmalanıp, getirilmişlerdi.

***

Ne gariptir ki, ben de tam o günlerde, özellikle 23 nisan 1204 ü 14 nisana bağlayan gecede doruğuna ulaşmış olan, o dehşet verici yağmanın öyküsünü okumaktaydım.

Venedik’e gelirken yanımda getirdiğim Mine Kırıkkanat’ın “Bir Hıristiyan Masalı – Tarihin En Büyük Sahtekarlığı” kitabında da, o müthiş yağma gecesinden de söz edilmekteydi.

Üstelik kitapta çok sık sözü edilen adı gerçekten de tarihin en büyük sahtekarlıklarından birine karışmış olan Papa Aziz Silvestro’nun, bir yandan, gece öyküsünü okuyor, bir yandan da, gündüz adını işitiyordum.

Büyük kanal boyunca her yere uğrayarak giden “vaporetto”da ( vapur) St. Silvestro adınıı işitince, hemen toparlanıyor, bir sonra Ca Doro iskelesine gelmeden kapıya dogru ilerliyorduk.

Mine, vapurda ilk kez San Silvestro adını duyunca, gülümseyerek söylendi:

-Bu bizim sahtekar San Silvestro değil mi?.

-Adamın günahını alma, dedim adamın , sahtekarlıkta adı var ama günahı yok.

Gerçekten de Mine Kırıknat’ın son kitabında aziz payesine yükseltilmiş San Silvestro’nun adının geçtiği tarihin en büyük sahtekarlıklarından biri olan, (tarihte en büyük sahtekarlığın hangisi olduğunu, hele hele sahteciliğin erdem sayıldığı bir ortamda kesinlikle söyleyebilmeye imkan yoktur)Batı Roma Kilisesinin üstünlüğünü sağlayan uyduruk“Konstantin vasiyeti” anlatılmaktaydı.

***

Konsantin’in Doğu Romayı kurmasından sonra, Hıristiyan dünyaya önderlik ve devletler üstü yetki makamının Konstantinopolis’ten, Roma’ya taşınmasına neden olan ve Donatio Consantinini diye anılan, Konsantin’in ölümünden yüzyıllar sonra 8 asırda birden ortaya çıkan! sahte “Konstantin vasiyeti”nin öyküsü olan kitapta Papalığın nasıl bir sahtekarlık ve yalan üzerine otturduğu kanıtlarıyla anlatılıyor ve bir çok tarihi yalan daha sıralanıyor.

Yalanlar ve sahtekarlıkların en değerli yol arkadaşları da mucizelerdir.Kitapta, bunlara da yer verilmiş Nitekim,Konstantin adına yapılmış, Dikilitaş’ın kaidesinde bulunan İsa’ya ait olduğu, ve anne İmparatoriçe Helena tarafından Kudüs’ten getirildiği iddia olunan nesnelerle ilgili olarak M. Kırıkkanat şunları yazıyor:

”Gerçek şu ki İmparatoriçe Helena Kudüs yolculuğuna tam da oğlunu kurtaracak,’mucizeler’ yaratmak kararlılığıyla çıkmıştı. Çünkü Roma’nın ilk Hırıstiyan İmparatoru bir yıl önce İsa’nın öğretisinde bağışlanmaz en büyük günahı işlemiş ve tahtının biricik varisi oğlu Sezar Krispos’u öldürtmüştü.”

Bir polisiye sürükleyiciliğiyle akan ve kimi bölümlerine itiraz hakkımı saklı tuttuğum, kitabı çok eğlenerek okurken, şunu sordum:

-Yoksa bu tarih dediğin koca bir masal mı?

Eh günümüz yalan, geçmişimiz masal olursa elimizde doğru olarak ne kalıyor?